Bildirin Blaise Pascal, Fɾansız matematikçi, fizikçi ve düşünüɾdüɾ. En bilinen temel eseɾi Düşünceleɾ'diɾ. 16 yaşındayken konikleɾ üzeɾine biɾ inceleme yazdı. 1642'de 19 yaşında iken veɾgi tahsildaɾı babasının işini kolaylaştıɾacak, dişlileɾ ve tekeɾlekleɾden oluşan mekanik biɾ hesap makinesi
Yönetici. 12 Ocak 2016. #1. Bilgi insanı şüpheden, iyilik acı çekmekten, kararlı olmak korkudan kurtarır. Bir kişiye iyilik yapmak istiyorsan ona balık verme, balık tutmayı öğret. Olgun insan yapabileceğini söyleyen ve söylediğini yapan insandır. Derin olan kuyu değil, kısa olan iptir.
İçeriğimizde umut ile ilgili sözler, filozofların umut ile ilgili sözleri, umut ile ilgili güzel sözler ve motivasyon sözleri yer almaktadır. Filozofların Umut İle İlgili Sözleri. Umut olmadan yaşayamazsın ki.Umut hayattır, umut candır, hayallerinin temelidir.
DokuzuncuKitap İslâm Ahlâkı Kitabı. Ahlâkın Mahiyeti, Nevileri ve Ahlak İlminin Kısımları. 1- Ahlâk sözü, hulk kelimesinin çoğuludur. Hulk, insanın ruhundaki "huy" dediğimiz bir meleke, özel bir hal demektir. Böyle bir meleke, ya hayırlı bir semere verir veya hayırsız ve zararlı bir semere verir. Bu bakımdan ahlak
Barış, her şeyi hazmeden mutluluktur. Çalışma uçup gidebilen bir alışkanlıktır; bırakması kolay, yeniden başlaması zor bir alışkanlık. Ölüm bu; ne hükümdar tanır, ne soytarı; herkesi aynı iştahla yutar. Hayat, felaket, yalnızlık, yüzüstü bırakılmışlık, yoksulluk kendine göre kahramanları olan savaş
cash. play_arrow Aristoteles Ahlak Felsefesi Etik Bilal FELSEFESİ NEDİR?Aristoteles’in ahlak felsefesine başlamadan önce ahlak felsefesi etik hakkında kısa bir girizgah felsefenin ahlaki değerlerle ilgili olan alt dalına karşılık gelir. Antik Yunanca “ethos” karakter, adet olan hayat tarzı sözcüğünden bir topluluk içinde yaşayan insanların davranışlarını ve birbirleriyle olan ilişkilerini düzenlemek amacıyla oluşturulmuş eylem kuralları, normalar silsilesi ve değer sistemidir. Ahlak bize belirli bir toplulukta neyin doğru, neyin yanlış olduğunu söyler; toplumlar arasında benzer ahlaki kurallar olabileceği gibi farklılıklar da söz düşünürü, neyin iyi ya da kötü olduğunu söyler, kural koyar, yaşama biçimi geliştirir; kısaca rehberlik eder. Kural koyucu yaklaşım benimseyen ahlak filozofu, insanlar yapmaları ya da neden kaçınmaları gerektiğini söylerken, kendilerine yükümlülüklerini ve sorumluluklarını anımsatan nesnel ahlaki hakikatler bulunduğunu normatif bir etnik kuramı kurmuş ve teleolojik etik sınıflaması içinde bir mutluluk etiği Eudomonia inşa AHLAK FELSEFESİ Aristoteles’in etik öğretisini kısaca özetlemek gerekirse onun bir mutluluk ahlakı olduğunu söyleyebiliriz. En yüksek erek mutluluktur. İnsan mutlu olmak için karar verir, seçim yapar, eylemde bulunur. Erdemli olmak, iyi ve kötüyü seçebilmek insanın Bilimler Sınıflamasınki YeriAristoteles bilimleri sınıflamasında ahlak ve siyaseti pratik praksis veya prodüktif bilgi sınıfına aldığını sanat ve ahlakta temel ilkemiz yine akıl olacak, her üç disiplinin hedefi de doğruluk var ki “doğruluk” bu üç disiplin için farklı isimler alacaktır. Buna göre bilimde doğruluk “bilimsel doğruluk”, sanatta “güzellik” ve ahlak ve siyasette “iyilik” veya “erdem” olarak karşımıza bilimsel doğruluk “keşfedilecek”, sanatsal güzellik “yaratılacak” ve ahlaki iyilik ise “gerçekleştirilecektir”.Bilimsel doğruluk “zorunlu” iken sanatsal veya ahlaksal doğruluk “olumsal” olacaktır ve sanat ve ahlakı gerçekleştiren insanın eylemlerinde özgürlükten olumsalı konu alan araştırmanın kesin doğruluğu hedeflemediğini çünkü bu araştırmada fizik ve matematikteki gibi kesin bir kanıtlamaya tabi tutulamayacağını, dolayısıyla “yaklaşık olarak” bir doğruluk ve kaba taslak bir araştırma mümkün olacaktır. Ona göre bir matematikçinin olası şeyler söylediğini kabul etmemiz ne kadar yanlışsa, bir retorik ustasının kanıtlar göstermesini istememiz o kadar ETİKÇİ OLABİLİR Mİ?Matematik gibi konularda matematikçi olmayanların görüşlerine itibar edilmesi gerekmez ama insanın ahlaki veya siyasal yaşamını, insan için iyiyi, toplumun mutluluğunu ilgilendiren konularda herkesin veya çoğunluğun yanlış için olduğunu kabul etmek doğru değildir. Bu konularda deneyim sahibi insanların görüşleri yabana atılmamalıdır. “Etik ve politika konuları özü itibariyle bilinen tikel şeylerle ilgilidir ve deneyim uzun zaman gerektirir. Gençler matematikte başarılı olabilir ama ahlak ve politikada doğru görüş sahibi olması zordur.”AristotelesETİK VE POLİTİKA AYNI ŞEY MİDİR?Sonuç olarak Aristoteles etik ve politik araştırmacısının pratik bilgeliğin ürünü olan kanılardan hareket etmesi, onları sorgulaması, tutarsızlıklardan arındırması suretiyle mümkün olduğu kadar genel ve yaklaşık, ikna edici sonuçlara ulaşmasının mümkün olduğuna ve politikada pek bir ayrım yapmamamızın sebebi Aristoteles’in onlar arasında önemli bir ayrım yapmamış olmasıdır. Hatta o, Nikomakhos’a Ahlak’ında konusu “her eylem ve tercihin aradığı, her şeyin arzuladığı iyi olan, bilgisi yaşam için büyük önem taşıyan iyi veya en iyi olan pratik bilimin örneği olarak etik değil politikayı örnek nedeni etiğin “tek bir kişi” için iyiyi araştıran bir etkinlik olarak görürken politika “kent” için veya toplum için araştırır ve dolayısıyla daha kapsamlı olup etiği de içine almasıdır. “Birey için iyi olanla devlet için iyiyi meydana getiren bir ve aynı bilgeliktir.”AristotelesO halde kent ve toplum için iyinin ne olduğunun araştırılması daha güzel ve daha tanrısal bir BİR HAYVAN OLARAK İNSAN Onun politikaya öncelik vermesinin arkasında yatan düşünce, kendisinin “insanı politik bir hayvan” olarak tanımlamasıdır. Bu yakıştırmasının asıl kastı, toplumun insan için mümkün olan mükemmellik ve mutluluğu yani iyiyi sağlayan temel kurum Topluluk İçinde Mutlu OlabilirToplum ve siyaset, insanın sadece hayatını sürdürmesinin bir aracı değildir, aynı zamanda ve onun iyi ve mutlu bir hayat sürmesinin, kendisini gerçekleştirmesinin temel bir devlette, kötü düzenlenmiş yasalarla yönetilen toplumun bireyleri kendini gerçekleştiremeyecek ve iyiye ulaşamayacak, mutlu sadece bireyi, platon sadece devleti gözeten ahlaki kuramlar ortaya koymuşken Aristoteles birey ve toplumu ayırma ihtiyacı dahi gütmemiş, ikisini bir görmüştür. Bu yüzden o modern çağların totaliter ideolojilerinin öncüsü olarak ele bu düşüncelerinden yola çıkarak ahlakı politikadan sonra gelen ve kendine özgü bir araştırma konusu olmayan bir araştırma alanı olarak gördüğünü söylemek mümkün olsa da onun politikayı ahlaki bir kurum olarak görmediği sonucuna vardıramaz bizi. O ahlakın politikaya bağımlı olmasından çok politikanın ahlaka tabi olması gerektiğini düşünmektedir. Politikanın aradığı iyi, insan için iyi olandır. Nitekim ona göre erdemli bir devletin hayatının yalnızca yurttaşların erdemli hayatlarından ibaret olduğunu İçin İyi Olanı da Devlet SağlarHer birey kendi için iyi olanı bilemeyeceği için devletin yurttaş için iyi olanı politika aracılığı ile sağlayacağı da yine Aristoteles’in düşünceleri arasında onun satır aralarını okudukça bireysel hayatın değerine ilişkin düşüncenin yavaş yavaş ortaya çıkmakta olduğu ve çalışmanın sonunda sanki devlet bireyin ahlaki hayatına sadece yardımcıymış gibi, insanın arzuları aklına tabi kılınmak istendiğinde kendisine ihtiyaç duyulan zorlama öğesini sağlıyormuş gibi konuştuğunu ayrıca birey ve toplumun yanında ev halkıyla ilgili iyiyi ele alan ev yönetimi adlı bir ahlaki araştırmadan söz eder ancak konunun ayrıntılarına girmez. Bu kavram daha sonra İbni-Haldun tarafından askeri güç ve ekonomi olmak üzere toplumun/devletin iki temel dinamiğinden biri olarak KAVRAMIAristoteles her sanat ve araştırmanın ama özellikle her eylem ve tercihin hedeflediğin şeyin “iyi” kavramı altında ifade edilecek şey olduğunu kendileri için iyi olduğunu, kendilerine iyi geldiğini düşündükleri şeyleri ister, tercih ederler ve onları elde etmeye Fakat insanlar kendileri için neyin iyi olduğu konusunda bir uzlaşı içinde olmadıkları gibi bu iyi, zaman ve şartlara göre değişiklik zenginlik, ün ya hazzı isterken kimisi onuru, bilgeliği tercih edebiliyor. Bu değişiklik aynı insan için de geçerli olabiliyor. Dolayısıyla “iyi nedir” sorusu yanıtsız gibi veya Amaç Olarak İyiBu sorunu çözmek için Aristoteles iyiyi herkesin hedeflediği amaç olarak biçimsel olarak tanımlayıp eylemlerde amaç-araç ayrımı yapmaktadır. Buna göre ahlaksal açıdan kimi eylemlerimiz amaç kimisinin de araç kategorisinde değerlendirilmesi gerektiğini göre insanların davranış veya eylemlerinde peşinden koştukları iyi, temelde “kendisi için istenen” bir şey, kendisinden öte herhangi bir şeyin elde edilmesi için bir “araç olarak istenmeyen” şey olmak bu ayrımı eylemlerde kategorik olarak yapmak çoğu zaman mümkün değildir. Zenginliği hem araç hem de araç olarak ele almak mümkündür. Fakat bir ahlak araştırmacısı için bu ayrım üzerinde durmaya ki kendisi amaç olan yalnızca bir tek şey varsa, aradığımı o olur. Daha çok şey varsa, o, onlar arasında en çok kendisi amaç olandır. Kendisi için aranan, başka bir şey için aranandan; hiçbir zaman bir başka şey için tercih edilmeyen de hem kendileri için hem de onun için tercih edilenlerden daha fazla amaçtır diyoruz. Hiçbir zaman bir başka şey için tercih edilmeyip hep kendisi için tercih edilene ise sadece amaçtır MutlulukturAristoteles nihai amaç olan iyinin mutluluk olduğunu söyleyecektir.“…. en çok mutluluğun böyle bir şey olduğu düşünülüyor. Çünkü onu hiçbir zaman başka bir şey için değil, hep kendisi için tercih ediyoruz. Ama onuru, hazzı, aklı ve her erdemi hem kendileri için tercih ediyoruz hem de mutluluk uğruna, onlar aracılığıyla mutlu olacağımızı düşündüğümüz için tercih ediyoruz. Oysa hiç kimse mutluluğu onlar uğruna ya da genel olarak başka bir şey uğruna tercih etmiyor.“AristotelesYani mutluluk bir insanın eylemlerinin amacı olarak kendisinden öte bir soru sorulmasını veya araştırma yapılmasını gereksiz kılan nihai bir erektir. “Niçin mutlu olmak istiyorsun?” sorusuna verilecek cevap “çünkü mutlu olmak istiyorum” olabilir araçsal eylemlere herhangi bir ahlaki değer biçmese de bu ayrımı yapmasının asıl nedeni nihai amacı, mutluğu ortaya koymaktır. Bunun yanında o hiçbir yerde ahlak dışı araçlarla ahlaki amaçlara erişilmesinin mümkün veya doğru olduğuna ilişkin herhangi bir şey İşlevi ve Mutlulukla İlişkisi“Mutluluk nedir? Hepimiz mutlu olmaktan aynı şeyi mi anlıyoruz?” Aristoteles bu soruya yanıt vermek önce insanın işlevinin ne olduğunu sorarak etik soruşturmasını sürdürür. İyi bir sanatçı sanatını iyi yapandır kuşkusuz fakat insanın insan olarak işi veya işlevi nedir?İnsan “doğal olarak işsiz midir?” sorusunu sorar. Aristoteles’e göre insanın işi, onu diğer canlılardan ayıran akılla ilgilidir ve “ruhun akla uygun etkinliğidir”. Bu etkinlik, kendi deyimiyle tek bir kırlangıcın baharı getirmemesi gibi sürekli olarak yapılması RUH İLE İLİŞKİSİRuh’un Akıl ve Arzu Yetileri Soruşturmanın bu noktasında tekrar onun ruh kuramına dönmek durumundayız. Ruhta akılsal düşünme ve akıl-dışı beslenme, duyum ayrımından söz etmiştik. Akılsa kısım da “akla sahip olan” ve “akıldan pay alan” diyerek ikiye son iki kısmı açıklamak için Aristoteles “kendine hâkim olma” örneğini kullanır. Buna göre kendine hâkim olan “akla sahip olan” kısımken, hakim olamayan “akıldan pay alan” kısımdır. Akılsal olmayan fakat “akıldan pay alan” bu kısım “arzulayan” veya “iştah” diye tanımlanır ve kötülük bu kısımla akıl haricinde “arzulayan” bir yetinin varlığı kabul edilmiş oluyor ama bu tamamen akıl dışı değildir. Öyle olsaydı ahlaki yargılar ve davranışlarda bulunmak ve insanları “kötülüklerinden” sorumlu tutmak mümkün olmazdı. Yine aynı şekilde özgürlük ve özgür iradenin varlığından yetisi tamamen akılsal da değildir çünkü akıllı bir insanın kötülük yapmasını açıklayamayız. Arzu hem ruhta aklı ve doğru, iyi, kararları takip edebilecek hem de uymayarak farklı bir seçim yapabilecek bir yeti olmalıdır. Arzu aklı takip ettiğinde iyi davranışı, aksini yaptığında kötü davranışı gerçekleştirecektir göre eylemin kaynağı yalnızca arzu değildir çünkü arzu seçim veya tercih yapamaz. Yalnız başına akıl da olamaz çünkü akıl kendi başına hiçbir şeyi hareket ettirmez. Eylemin kaynağı arzu ile birlikte bir amaç peşinde koşan akıldır. Akıllı arzuAristoteles ruhu akıl ve arzu ayrımından yola çıkarak erdemleri de ikiye ayırır. Buna göreAkıl Sahibi Ruh Ruhun akıl sahibi olan kısmından kaynaklanan erdemler. Bunar düşünce erdemleridir ve entelektüel erdemler veya kavrayış olarak gruplandırılır. Bu erdemler öğrenimle kazandırılır. Bilim Zorunlu ve ezeli-ebedi şeylerin bilgisiSanat Şeyleri nasıl meydana getirebileceğimizin bilgisiSezgisel akıl Bilimin kendilerinden hareket ettiği ilkelerin bilgisiPratik bilgelik İnsan hayatının ereklerinin nasıl sağlanabileceğinin bilgisiFelsefi bilgelik Sezgisel akıl ve bilimin Ruh Ruhun arzu ve iştah yetisinden kaynaklanan erdemlerdir ve bunlara karakter erdemleri denir. Bu erdemler alışkanlık ve pratikle ve mal ile ilgili olanlar cömertlik, görkemlilikOnur ve şerefle ilgili olanlar gurur ve alçak gönüllülükDuygularla ilgili olanlar cesaret, ölçülülükToplumsal ilişkilerle ilgili olanlar dostluk, sevgi, adaletBu erdemlerin hiçbirisi bizde doğuştan veya doğamız gereği yoktur ve eğitim ve pratik yoluyla Pratik Bir BilimdirAhlakta önemli olan bilgi, teorik bilgi değildir. Biz iyinin ne olduğunu bilene değil, iyilik yapana iyi insan deriz. Ahlakta amaç erdemin ne olduğunu bilmek değil, erdemli davranmak, erdemli göre ahlaksal eylemlerde sadece sonuçları değil failin kendisinden kaynaklanan bazı koşulları da göz önüne almamız gerektiğini Yapılan Eylemlerden Sorumluluk DuyulabilirErdemli bir fiil anca failin bazı koşulları taşıması durumunda erdemli bir koşullar failin o eylemi bilerek ve isteyerek yapması, o fiili tercih etmesi ve o fiilin ondan emin ve sarsılmaz bir biçimde çıkmasıdır. Buna göre adil ve ölçülü bir fiili adil ve ölçülü kılan şey, onu adil ve ölçülü bir kişinin bilerek, isteyerek ve seçerek örneğin bir yurttaşın yasalar gereği adil ve ölçülü davranmayı önce bilerek ve isteyerek seçmeyeceğini fakat bunu alışkanlık haline getirdikten sonra bilerek ve isteyerek yapmaya başladıktan sonra gerçek anlamda ahlaki davranışlar olacağını bir eylemin övgü veya kınama hak edebilmesi için onun bilerek ve isteyerek yapılması gerekmekte ve zorlama altında yapılmaması zorlamadan kastı zorlanan kişinin hiç katılmadığı, başlangıcı veya ilkesi, yapan kişinin dışında bulunan eylem olmasıdır. Bu konu ile ilgili daha ayrıntılı inceleme Nikomakhos’a Ahlakı’nın III. itabından ahlaki eylemin belirleyici unsuru olan “seçim ve tercihin” arzu, istek ve kanı ile karşılaştırılmamasını söyler. Arzu veya tutku değildir çünkü bunlar hayvanda da var ama onlarda tercih gözlenmez. İstek değildir çünkü istek amaca yönelikken tercih araca yönelik bir eylemdir. Ona göre tercih, kendi elimizde olan enine boyuna düşünülmüş anlaşıldığı üzere ahlaki eylemin temel koşulunun özgür irade olduğu konusuna yeterince açıkken özgür iradenin neliği konusunda yeterince açık değildir. Özgür iradenin ne olduğu ve imkanlarını analiz de örneğin Sokrates için ahlaki eylemin belirleyicisi bilgiydi ama bilgi sahibi olmayanlar kötülük yapabilirdi. Bunun bir diğer anlamı bilgi sahibi doğrunun bilgisi olanlar kötülük “yapamazdı”. Aristoteles’in bu akıl ve arzu ayrımı sayesinde ahlaki eylemlerde özgürlüğün imkanına yer açılmaktadır. Nitekim ahlaki eylemler de zorunlu değil olumsal seçimler olarak nitelenmektedir. Ona göre iyi veya kötüyü yapmak bizim elimizdedir. Hiç kimse bilmeden veya istemeden mutlu olamayacağı gibi bilmeden veya istemeden iyi veya kötü eylemde VE SINIFLAMASIAristoteles erdemler ve cinslerini de biçimsel olarak inceler ve onları üçe ve tutkular Arzu, öfke, korku, merhamet gibi kendilerine haz veya acı eşlik eden Kendilerinden dolayı bu duyguları duyduğumuz yetilerHuylar veya karakter durumları Kendileriyle söz konusu tutkulara başarılı veya başarısız bir biçimde karşılık verdiğimiz şeyler kastedilmektedir. Erdemler bu sınıfa dahil varlığın erdeminin onun iyi durumda olmasını ve işini iyi yapmasını sağlayan şey olduğunu biliyoruz. Örneğin gözün erdemi iyi görme, atın erdemi iyi koşma, iyi yük taşımadır. İnsanın erdemi de işini ve işlevini iyi yapmasını sağlayan huylar iyi duygulara sahip olmamızı ve eylemleri iyi bir biçimde yapmamızı sağlayan etkinlikler yapma imkanlarımız dahilinde olmalı ve seçime dayanmalıdır. Bu seçim arzu yetisinin pratik bilgelik tarafından yönlendirilmesi ile ortaya ORTA ORTA YOL KAVRAMIAristoteles gerek duygular gerekse eylemlerle ilgili olarak ahlaksal erdemi esas itibariyle ortada olma, ortayı amaçlama olarak tanımlar. Buna orta yol veya altın orta denir. Buna göre her duygu veya eylemde kötünün temsilcisi iki uç ifrat, tefrit ve erdemi iyiyi temsil eden orta nokta vardır. Ödleklik – cesaret – ahmaklık/çılgınlık veya savurganlık – cömertlik – cimrilikGenel olarak ölçülülüğü erdemlilik olarak gören Aristoteles haz düşmanı değildir ve duygular ve tutkuları Platon gibi görmezden ve acı insanın doğal itkileridir ve insanlar doğal olarak hazza ulaşmak ister ve acıdan kaçınır. Haz kendi başına amaç olmasa da mutluluğa eşlik eden, mutluluk sonucu ortaya çıkan bir şey olarak orta nokta kavramının her durumda uygulanamayacağının farkındadır. Sporcu ile öğrencinin yiyeceği yemek farklıdır veya adalet kavramının adaletsizlikle ortası yokturADALET ERDEMİBu sorunun çözümü olarak da en mühim bir erdem yani ahlak üzerinde duracaktır Aristoteles. Ona göre “en kendine yeten” erdemdir adalet. Diğer erdemler kişinin kendisi ile ilgiliyken adalet başkasını da akşam yıldızı ne sabah yıldızı adalet kadar olağanüstü bir şeydirAristotelesÇünkü çoğu insan erdemi kendi işinde kullanır ama başkalarıyla ilgili olarak erdemli mükemmel bir erdemdir ve erdemin bilfiil uygulanmasıdır. Politikanın ahlakla ilişkisi neyse adaletin de diğer tüm erdemlerle ilişkisi adalet ve adil olanın iki anlama geldiğini söyler. İlki adil olanın yasaya uygun olandır. İkincisi doğru olan, hakka uygun olan ve eşit olandır. Bu sıfatlar eylemler için kullanılabileceği gibi bireyler için de kullanılabilirGünümüzde yasaların yanlış veya adil olmayacağı tarzda bir anlayışa sahip olsak da Aristoteles için yasa, tanımı gereği doğru ve adildir. Yasalar yasa çıkaran halk ve temsilcilerinin ortak çıkarlarını gözetmek üzere ortaya çıkar. Dolayısıyla yasaya itaat etme bir erdem, en önemli erdem olan adaletin TürleriAristoteles’i esas ilgilendiren evrensel adaletten çok bir başkasına haksızlık yapmamak gibi hakkaniyet diyebileceğimiz adalet türüdür. Bu adalet türü de ikiye ayrılır. Dağıtıcı adalet Onur, servet ve yurttaşlar arasında paylaştırılabilir olan şeylerin bölüştürülmesinde söz konusu olan dağıtımın adil ve hakkaniyetli olması demek bu şeylerin liyakatle orantılı olarak dağıtılmasıdır. Göreli, “geometrik olarak eşit” olarak dağıtılır. Eğer dağıtılacak kişiler aynı konumdaysa dağıtılacak şey de eşit olur, değilse eşit dağıtıcı adaleti matematik bir formülle ifade eder. Bu formül yanında altın orta formülünü de sistemine dahil ederek adaleti tesis etmeye adalet Yurttaşlar arsındaki ilişkilerde ortaya çıkaracak haksızlıkları düzenlemek için gerekli adalet. Burada adalet orantısal değil mutlak bir eşitliğe dayanmak ilişkiler de ikiye ayrılacaktırİradi Alışveriş işlemleri her iki tarafından iradesiyle oluşan eylemler. İyi veya kötü bir adamın dolandırılması arasında bir fark yoktur en nihayetinde. Yasa taraflar arasındaki eşitliği bozucu unsuru ortadan kaldıracak ve eşitsizlik öncesi duruma olmayan Hırsızlık, cinayet gibi bir tarafından zorlaması ile oluşan eylemler. Burada artık kazanç veya kayıp kavramlar kullanılmaz ama ilke yine de değişmez. Yargıç bu durumda cezalandırma yoluyla eşitsizliği gidermeye çalışır. Ceza adaletsizlik yapan kişinin kazancını ortadan Kısas DeğildirAristoteles adaletin bir karşılıklılık kısas olduğu görüşüne karşı çıkar. Adalette karşılılıklığı eşitlik değil de “eşdeğerlilik” olarak anlamak gerekir ve hatta buna bir “değiş tokuş adaleti” demek göre toplumu meydana getiren de aslında bu alışveriştir. Toplumu meydana getiren şey ihtiyaçlardır ve bu ihtiyaçların karşılanması için iş bölümüne ihtiyaç duyulur. Birinin ürettiği A şeyini başkasının ürettiği B şeyi ile takas ederek toplumsal alışveriş yapılır. Aynı metanın takası saçma olacaktır. Bu takas sisteminin ortak birimi de para takas adaleti ile diğer adalet türleri arasında önemli fark görmediği için üçüncü bir adalet türü olarak sıralamaz adalet türünde uygulayıcı devlet adamı, ikincisinde yargıçken bu türde düzeni piyasa tesis eder, yani arz ve talep dengesi. Bu yüzden bu sistemde ortaya çıkacak sonuçları adalet veya adaletsizlik diye tanımlamak uygun ve Türleri Aristoteles adaletsizliğin türleri veya dereceleri arasında da birtakım ayrımlar yapılması gerektiği düşüncesindedir. Bir eylemin adil olması için failin bilerek, isteyerek ve seçmesi gerektiği kriteri adaletsizlik için de geçerlidir. Buna göre adaletsizliğin üç türü vardırTalihsizlik Bir eylem bilinerek ve istenerek, tercih edilerek yapılmış olmakla birlikte bu eylemden doğan zarar makul beklentilere aşmışsa buna talihsizlik Ortaya çıkan zarar tahmin edilemeyecek bir tarzda değil ama bir kötülük düşünülmeden meydana getirilmişse bu Eylemi yapan bilerek ancak üzerinde düşünüp taşınmadan, örneğin öfke sonucu onu yapmışsa eylemin kendisi bakımından bir adaletsizlik vardır ancak fail adaletsiz veya zalim değildir. Eğer bu eylem ve sonucuna ilişkin bir kasıt varsa fail adaletsiz, ERDEMİBunların haricinde Aristoteles bilgelik konusuna da değinir ve burada teorik ve pratik bilgelik ayrımı yapar. Adından da anlaşılacağı üzere teorik bilgelik bilimler, pratik bilgelik de politika ve ahlak konusunda bilgeliktir ve teorik bilgelik üstün konumdadır. Politika ve ahlak önemli bilimlerdir ancak ikinci derece önemdedir ona göre. Aynı zamanda teorik bilimler tümeli araştırırken pratik bilimler tikelle erdemler değerlidir ancak düşence erdemleri veya erdemi daha değerlidir ve insan hayatının ideali, temaşadır. Pratik erdemler ise bu teorik hayat için yardımcı oldukları, onu mümkün kıldıkları için ve SonuçBu ayrımla beraber en yüksek mutluluğa geçer Aristoteles. Önce bir özet yaparMutluluk, bir etkinlik olup ruhun erdeme uygun etkinliğidir. O halde erdemler içinde en yüksek, en iyi olan erdem ne ise mutluluğun, bu en yüce şeyin kendi erdemine bulunan bu en iyi şeyin akıl olduğunu da biliyoruz. Aklın konusu olan şeylerin en değerli şeyler ve aklın faaliyetinin de sürekli olduğunu da aynı zamanda haz verici etkinlik olduğunu biliyoruz. Bir şeyi bilmek bize haz verir. Başka erdemleri gerçekleştirmek için başka şeylere para, insan ihtiyaç varken aklın erdemleri için başka hiçbir şeye ihtiyaç göz önüne alındığında teorik düşünmenin en mükemmel mutluluk olduğunu ve filozofların da insanlar arasında en mutluları olacağı sonucuna bir hayatın insanın doğasını aştığını ve onu bir anlamda tanrılaştırdığını söylemek mümkündür ancak buna rağmen o bu idealden vazgeçilmesi gerektiğini düşünmez. Tam tersine insanı aşan bu deyim yerindeyse tanrısal hedefe ulaşmanın en doğru, en mutluluk verici etkinlik olduğunu ahlaksal erdemleri veya karakter erdemlerinin değerini küçümsemez. Bu erdemlere uygun hayat da mutlu bir hayat olacaktır ama bu ikinci dereceden bir mutluluk olacaktır. İnsan salt bir akıl olmadığından, ona eşlik bitkisel ve hayvansal ruha ve akıl dışı ruha sahip olmasından ötürü bu erdemler daha insanidir aynı doğamız gereği bu en yüce erdeme ulaşmak için dışsal iyi şeylere de ihtiyacımız vardır. Sağlıklı bir bedene, düzgün beslenmeye sahip olmanın yanında cömert olmak için paraya, saygınlık için yeterli sayıda dostlara sahip olmalıyız. Fakat çok sayıda şeye sahip olmamıza gerek ve denize hâkim olmaksızın da soylu eylemlerde bulunabiliriz. … Mutlu insanın fazla şeye ihtiyacı Felsefe Tarihi - Ahmet ArslanFelsefe Tarihi - Macit GökberkAristoteles - David Ross Aristoteles hakkında yayınladığımız diğer programlara ulaşmak için Felsefesi, Aristoteles, Etik, Felsefe, Felsefe Tarihi, Mutluluk Ahlakı, Podcast. Önceki bölümAristoteles Ruh Kuramı Psikolojisi Bilal A. Aralık 15, 2018Aristoteles ruh hakkında düşüncelerini Ruh Hakkında Peri Psykhe, De Anima adını taşıyan üç kitaptan oluşan bir eserde ifade edecektir. RUH NEDİR? Kendisinden önceki filozoflar ruhun ayır edici ana karakteri olarak […]Devamını Oku trending_flat
SEKiZiNCi BÖLÜM Özgürlük Özgürlük problemi üzerinde bir tartışmaya girmeden önce özgürlük hakkında bütün özgürlük biçimlerine uygulanabilecek kadar geniş bir tanım vermek istersek, ancak olumsuz bir tanımı benimseyebiliriz Özgürlük, zorlama yokluğudur. O halde bundan böyle özgürlüklerden söz edecek, özgürlük kelimesini çoğul kullanacağız. Çünkü kendisinden kurtulduğumuz ne kadar çok sayıda zorlama varsa o kadar çok sayıda özgürlüğümüz, serbestliğimiz olacaktır. Böylece fizikte serbest düşüş yapan yani yerçekimi dışında bütün diğer kuvvetlerden bağımsız olarak düşen bir cisimden söz edilir. Siyasette hükümetin otoritesi karşısında bir bağımsızlık alanını varsayan toplanma özgürlüğünden, dernek kurma özgürlüğünden söz edilir. Ekonomik alanda serbest ticaret, gümrük kısıtlamalarından, tarifelerden kurtulmuş ticarettir. Bundan hareketle metafizikçiler mutlak bir özgürlük kavramı yaratmışlardır. Lalande’ın çok iyi bir şekilde söylediği gibi, "özellikle doğaya zıt olması bakımından doğa-üstü, yani meta-fizik diye adlandırılması mümkün olan mutlak özgürlük fikri bir tür sınıra ulaşmadan ibarettir. “Mutlak özgürlük kavramında eylem, bütün neden türlerine yabancı olma noktasına ulaşıncaya kadar birbiri ardından her türlü nedenden kurtulmuş olan bir şey olarak tasarlanır.” Bu şekilde tasarlanan özgürlüğün sadece dış zorlamalardan değil, her türlü iç belirlenimden bağımsız olarak eylem gücü anlamına geldiğini kavramamız gerekir. Bu anlayışa göre benim daha önceden düşüncelerim, içgüdülerim veya alışkanlıklarım tarafından belirlenmiş olmayan eylemler ortaya koyma yönünde esrarlı bir gücüm vardır. Metafizikçilerin-Renouvier’ye göre insanların doğru veya yanlış olarak kendilerinde bulunduğuna inandıkları eylem gücü olan- özgür iradeleri işte böyle bir şeydir. "insanlar, sanki bilinçlerinin hareketleri ve bu hareketlere bağımlı olan eylemleri kendilerinde bulunan bir şeyin etkisi altında değişebilirmiş gibi ve sanki eylemden önce gelen o son anda kendilerini belirleyen hiçbir şey yokmuş gibi düşünme eğilimindedirler." Bu özgürlük kavramını kabul edebilir miyiz? 1. Özgür irade bir gerçek mi yoksa efsane mi? Şüphesiz bu şekilde tanımlanan bir özgürlüğün varlığını kanıtlamak imkansızdır. Çünkü bir önermeyi kanıtlamak, onun zorunluluğunu ortaya koymak, onun kabul edilmemesinin mümkün olmadığını göstermektir. Oysa özgürlük, eğer bir şeyi yapmama gücü, öngörülemeyen eylemlerde bulunma gücü ise, olumsallığı, yani zorunluluğun yokluğunu gerektirir. Alain bu konuyla ilgili olarak, "Herhangi bir özgürlük kanıtı, özgürlüğü yok eder" demiştir. Özgürlüğü kanıtlamak mümkün değilse de belki onu yaşamak mümkündür. Tek kelimeyle özgür irade, kanıtlanamaz, ama yaşanabilir. Özgür iradenin varlığını savunan tüm filozoflar, psikolojik veya ahlaksal deneyimin basit tasvirlerinden hareket ederler. Descartes, "irademizin özgür olduğunu kanıtsız, sadece ona ilişkin deneyimimizle biliriz" demekteydi. Leibniz özgür iradeye ilişkin "canlı iç duygu"muzu yardıma çağırmaktaydı. Bergson, "bilincin dolaysız verileri"nde özgürlüğü bulmakta, Maine de Biran ise ona kaslarımızı hareket ettirme deneyimimizin ortaya koyduğu "ilkel olgu"da rastlamaktaydı. Bu filozofların sonuçlarını kabul etmeli miyiz? Yaptıkları analizlerde onları izleyelim a. Descartes ve dikkat özgürlüğü Descartes’a göre bilincimizde Tanrı gibi, bizim de sonsuz bir özgür iradeye sahip olduğumuz yönünde bir fikre, deneyime sahibiz. Sırf özgür irademizin gücünü göstermek için apaçıklığı bile reddedebiliriz. Şüphesiz "Düşünüyorum, o halde varım" gibi apaçık bir önerme, benden kendisini tasdik etmemi talep eder gibi görünür. Ama ben her zaman onu göz önüne almaktan kaçınma, dikkatimi başka bir yöne çevirme özgürlüğüne sahibim. Aklın ışığıyla açık ve seçik olarak gördüğüm şeye inanırım, ama öte yandan sadece baktığım şeyi görürüm ve istediğim şeye bakarım. O halde doğrunun apaçıklığı bile benim özgür dikkatimin keyfine bağlıdır. Ancak bu yorum çok tartışmalıdır. Çünkü benim dikkatimin işleyişi belirlenmemiş görünmemektedir. Ben, beni ilgilendiren bir şeye dikkat ederim ve eğer dikkatimi ilginç olan bir şeyden başka bir yana çevirme gücüne sahipsem, bu onu doğrudan veya dolaylı olarak beni ilgilendiren bir başka şey üzerine çevirme isteğimden ötürüdür. Dikkat gücümü, son tahlilde, onu belirleyen tüm hayatımın bağlamından ayırmam tamamen keyfidir. b. Maine de Biran’a göre güç duygusu Maine de Biran’a göre, özgürlüğümü en iyi bir biçimde bana gösteren şey, güç deneyimi, en sıradan kas gücü deneyimidir. Örneğin, kolumu dimdik uzatarak şu sandalyeyi havaya kaldırırım. Biraz sonra kolum ağrımaya başlar. Ama ben, eğer istersem, bu çabamı devam ettirebilirim. Ben yalnızca kasılmış, acı duyan beden değilim, aynı zamanda duyduğum acıya rağmen o çabayı devam ettiren, bedenden üstün olan, "organik-üstü" iradeyim. Böylece kendi bedenimin karşı koymasına ve acı içinde olmasına rağmen kelimenin tam anlamında özgür olduğumu hissetmekteyim. Bu analiz doğrudur, ancak eksiktir. Çünkü güç deneyimimde bir acıya direndiğim, kaslarımın eylemsizliğini yendiğim duygusuna şüphesiz sahibim, ama her zaman bu direnmeyi gerçekleştirmek, bu çabayı göstermek için bir nedenim vardır. Bu neden en azından atletik bir başarı göstermek, bir rekor kırmak veya Maine de Biran’ın kuramını kanıtlamaktır. c. Nedensiz eylem Bossuet apaçık bir şekilde özgürlüğümüzü hissetmemiz için onu şu veya bu yönde bir davranışta bulunmamız için hiçbir nedenimizin olmadığı şeylerde denememiz gerektiğine işaret etmekteydi. Bir Ortaçağ düşünürü, Buridan, bizden acıklı olduğuna inandığı bir durum üzerinde düşünmemizi istemiştir. Bu, aynı derecede aç ve susuz olan ve önünde aynı uzaklıktaki bir mesafeye bir kova suyla bir demet yulafın konduğu bir eşeğin durumudur! Ona göre bu eşek hem açlıktan, hem susuzluktan ölecekti. Çünkü onun hiçbir baskın neden olmaksızın bir karar verebilmesi için insan gibi özgür iradeyle donatılmış olması gerekmekteydi. Biz eğer kendisini gerçekleştirme kararını verirsek, herhangi bir eylemi, örneğin tamamen saçma, hiçbir nedeni olmayan bir eylemi, gerçekleştirme gücüne sahibizdir. André Gide’in Prometheus’unda, bir kahvede çalışan garson şöyle der "Uzun zaman insanı hayvanlardan ayıran şeyin, nedeni olmayan bir eylemde bulunmak olduğunu düşündüm... Bununla faydası olmayan bir eylemi mi kastediyorum? Hayır! Nedeni olmayan, hiçbir nedeni olmayan bir eylemi kastediyorum, anlıyor musunuz? Çıkar, tutku, bunların hiçbirin rolü olmayacak! Hiçbir çıkar gütmeyen, kendinden kaynaklanan, hiçbir amacı olmayan, dolayısıyla hiçbir efendisi olmayan bir eylem, özgür eylem, saf eylem!" Vatikan’ın Zindanları’nda Gide, kahramanlarından birine çok karakteristik, hiçbir nedeni olmayan bir eylem yaptırır. Kahramanımız Lafcadio, trenle Roma’ya gitmektedir. Gece olduğunda kompartımanında zayıf, güçsüz görünüşlü biriyle, Amédée Fleurissoire’la tek başına kalır. "Lafcadio şöyle düşünmekteydi Kim görebilir? işte o orada, yanı başımda, elimin altında, kolayca hareket ettirebileceğim şu ikili kapı. Bu kapıyı ittiğimde direnmesi mümkün değil, bu onun aniden öne doğru devrilmesine yol açacaktır, hafif bir itmem yeterli olacaktır ... En ufak bir çığlık duyulmayacaktır ... işte size nedeni olmayan bir cinayet. Polis ne kadar zor durumda kalacak! Aslında olaylardan çok ben kendimi merak ediyorum." Lafcadio kararı rastlantıya bırakır "Kırda bir ateş görünceye kadar ağır ağır on ikiye kadar sayabilirsem, adam kurtuldu! Başlıyorum, bir, iki, üç, dört yavaş, yavaş! beş, altı, yedi, sekiz, dokuz... On, işte bir ateş!" ve cinayet gerçekleşir. Nedeni olmayan bir eylem mümkün müdür? Nedeni olmayan eylemin tam da nedeni olmayan bir eylem yapma arzusu, gündelik olayların dışına çıkma isteği tarafından belirlendiğini söyleyerek bu soruyu cevaplandırabiliriz. Peki bu arzunun kendisi zihinde bir ilk başlangıç olarak mı ortaya çıkmaktadır? Varlığı ileri sürülen nedensiz eylemi yapanın kendisi bu konuda kötü bir yargıçtır. Eylemin ona nedeni yokmuş gibi görünmesi, gerçekten öyle olduğunu göstermez çünkü söz konusu eylem bilinç-dışı nedenler tarafından belirlenmiş olabilir. Daha önceden Spinoza’nın kendisi şöyle demekteydi "Özgür irade yanılgısı, eylemimizi meydana getiren nedenleri bilmememize eşlik eden eylem bilincimizden kaynaklanır." Ve Spinoza bunun mükemmel bir örneğini verir "Sarhoş durumda olan bir insan özgür bir kararla gevezelik ettiğini zanneder, oysa bunun nedeni, dürtüsüne karşı koyma gücüne sahip olmamasıdır ve sarhoşluğu geçtiğinde o, düşüncesizce sarf ettiği sözlerinden pişman olacaktır." Psikanaliz bunu gayet iyi göstermiştir. Nedenlerini bilmediğimiz biraz tuhaf eylemlerimiz aslında eylemlerimiz arasında en az özgür olanlarıdır. Çünkü onlarda kendilerini ne kadar bilmiyorsak o kadar çok köleleri olduğumuz bilinç-dışı nedenlerin etkisi altında eylemde bulunmaktayızdır. Özellikle cinayetler ve büyük suçlar her zaman çoğu kez bilinç-dışı kompleksler, gizli engellemeler tarafından derin bir biçimde belirlenmişlerdir. Hekim S. Lebovici, P. Mâle ve F. Pasche’nın yazmış oldukları bir raporda şunu okumaktayız "Bir çocuk, komşularından birinin altın saatini çalar ve onu, bu eyleminden herhangi bir çıkar elde etmeksizin yanında taşır ... Bu olay, annenin evi terk etmesinden çok kısa bir süre sonra meydana gelir ve anne sevgisinin değerini o kadar iyi sembolize eden bu parlak nesneyi çocuk nedenini bilmeksizin aldığını söyler ... Yetişkinlerde sık rastlanan bu, eylemin bir nedeni olmaması karakteri, içlerinde kaygı ve engellemelerin ifade edilir gibi göründüğü çok sayıda suçun özelliğini oluşturmaktadır." Burada eylemin bilinçli bir nedeni olmaması, onun bir sevgi engellenmesini telafi etme yönünde belirsiz bir istek tarafından bilinçsiz olarak belirlenmiş olduğu olgusunu gizlemektedir. Aynı şekilde "nedensiz eylem", bilinç-dışı bir saldırganlığın ani bir boşalmasını temsil eder. Onun bir nedeni yokmuş gibi görünmesi, daha önce bastırılmış olduğu için bilinçli benle bütünleşmemiş bir "itki"yi açığa vurur. Genel olarak özgürlüğe ilişkin "iç duygu" nun, "yaşanan deneyim"in hiçbir nesnel değeri yoktur. Coşkulu manyak, hastalığının başlangıç safhasında genel inmeli nöro-frengi, madde bağımlısı, bunların tümü, çok güçlü bir özgürlük duygusuna sahiptirler. Aynı şekilde hekim Logre’ın işaret ettiği gibi, çoğu zaman bir geri zekalı olan telkine yatkın kişi, ahlaksal baskılarına uğradığı insanlara karşı ne kadar kör bir güven duymaktaysa o kadar daha çok özgür bir biçimde davrandığı duygusuna sahiptir. d. Ahlak bilinci Özgür iradeyi savunan biri şunu söyleyecektir Seçimlerimizin belirlenmiş olması durumunda ahlaksal hayatımız tüm anlamını kaybetmez mi? Kant’a göre özgürlük "postüla"sını, ahlaksal yükümlülüğün imkanının koşulu olarak kabul etmek zorundayız. Ahlaksal yükümlülüğü zorunlulukla karıştırmamak gerekir. Zorunluluk, -olmamazlık edemeyen şey- özgürlük ve sorumluluğu dışlar. Ölümcül düşmanınızı pencereden atarsanız, ona "düş!" demenize gerek yoktur, çünkü o düşmezlik edemez, dinamiğin yasaları onun düşmesini zorunlu kılar. Buna karşılık "Yalan söyleme!" şeklindeki bir ahlaksal yükümlülük, özgürlüğü gerektirir Bu yükümlülüğün bir anlamı olması için ona uymak veya uymamakta özgür olmam gerekmez mi? Ahlak buyruğu, ancak iyi ve kötü arasında bir seçme imkanımız olduğunda bir anlam ifade eder. Kant, "Yapmalısın, o halde yapabilirsin!" der. Bu son ifade, eleştirilemez değildir. Eğer özgür irade yükümlülüğün bir koşuluysa, bu koşulu sadece talep etmek yetmez, onun gerçekten var olduğunu ortaya koymak gerekir. Öte yandan iyiyle kötü arasında bir seçim, kesinlikle nedeni olmayan, olumsal bir seçim değildir. Ahlaksal davranışın nedenleri içine değerlerin çekiciliği de girer. Aynı şekilde yanlış bir davranış, nedeni olmayan bir seçimin ifadesi değildir. Onu belirleyen, bir hazzın, maddi bir çıkarın dayanılmaz çekiciliğidir. Böylece salt özgür bir iradenin, olumsal bir seçimin lehine yardıma çağrılan kanıtların hiçbiri bize kesin görünmemektedir. Söz konusu özgür iradeyi kabul etmek, insan davranışı içine olumsallığı, akıl-dışılığı sokmak demektir. Fakat öte yandan tersini, insan davranışının açıklanabilir olduğunu, bir nedeni olduğunu düşündüğümüzde de onu zorunluluğa tabi kılmış olmaktayız. Bu durumda özgürlük hala bir anlama sahip olabilir mi? zorunluluğun kabul edilmesi midir? akılcılığa göre özgürlük özgürlük felsefesi Varoluşçuluk
Her binanın bir temeli var, İslam binasının temeli de güzel ahlâktır. Abdullah bin Abbas Ahlâksızlık, ahlâkın var oluş nedenidir. Anatole France Ahlâk, insanla beraber ve onun içinde doğar. Anatole France Bir insan için Allah'ın en büyük ihsanı iyi ahlâktır. Güzel bir yüz ya da nazlı bir davranış bile, kalp kötüyse fena ahlâkı gizleyemez. Andre Maurois Ahlak duygumuz, ihtiraslarımızı kontrol eder. Bernard Shaw Erkeğin de kadının da terbiyesi, birbirleriyle tartıştıkları zaman belli olur. Bernard Shaw Lafazanlığın ve gösteriş düşkünlüğünün, ahlâkla bir arada bulunması nadirdir. Confucius Ahlâk ve üçkağıtçılık, terazinin iki ayrı kefesinde yer alır; biri çıkarsa biri iner. Eflatun Ahlâk da sanatta olduğu gibi hiç konuşulmaz; ancak yaşanır. Ernest Renan Ahlâk, cemiyetin temelidir. François Rene de Chateaubriand En kötü düşmanlarımız cahil ve basit insanlar değil, okumuş ve ahlâkları bozuk olanlardır. Graham Greene Üstünlüğün en büyüğü, güzel ahlâktır. Hz. Ali Yoldaşların en iyisi güzel ahlâktır, arkadaşların en iyisi akıldır, edeb ve terbiye, en iyi mirastır ve kendini beğenmekten daha büyük gerilik ve cahillik olamaz. Hz. Ali İnsanlarla iyi geçin, güzel ahlâk ile muhatap ol. Hz. Muhammed sav. İktisat geçimin, güzel ahlâk da dinin yarısıdır. Hz. Muhammed sav. Kıyamet günü, bana en sevgili ve en yakın olanınız, ahlâkı en güzel olanınızdır. Hz. Muhammed sav. Ahlâk güzelliği, beden güzelliğinden daha hayırlı ve daha devamlıdır. Hz. Ömer Kişinin büyüklüğü takvası ile, üstünlüğü dindarlığı ile ve şahsiyeti de güzel ahlâkıyladır. Hz. Ömer Güzel ahlâk, en güzel bir dosttur. Hz. Ömer Ahlâk, tam olarak bize nasıl mutlu olacağımızı gösteren bir doktrin değildir; fakat o bize kendimizin mutluluğa, nasıl layık olabileceğimizi öğretir. Immanuel Kant Ahlâkı kötü insanlarla, sohbet etme ki günah işlemeye meyletmeyesin. İmam-ı Azam Ahlâk; insan nefsinde yerleşen öyle bir melekedir ki fiiller, hiçbir fikri zorlama olmaksızın, düşünüp taşınmadan bu meleke sayesinde kolaylık ve rahatlıkla ortaya çıkar. İmam-ı Gazali Ahlâklı insan basit ve dürüsttür, kişisel gururu yoktur. Lao Tzu Sakın ahlâk kurallarını çiğnemeyin; çünkü öcünü çabuk alır. Lev Tolstoy Başkalarının terbiyesizliğine karşı en emin silah, bir insanın kendi terbiyesidir. Lord Chesterfield Yüz kızartıcı şeyler, halkın genelince tasvip edildiğinde, artık yüz kızartıcı olmazlar. M. T. Cicero Memleketler parasızlıktan değil, ahlaksızlıktan çökerler. M. T. Cicero Ahlâk konusunda en önemli dersler, kitaplardan değil yaşanan deneyimlerden alınır. Mark Twain Bir ülkenin geleceği ve ilerlemesi sağlam kalelerle, güzel binalara ve milli gelirine değil, o insanların ahlâki değerlerine bağlıdır. Martin Luther King Bütün cihanı araştırdım, güzel ahlâktan daha üstün bir liyakat bulamadım. Mevlana Ahlâk olmayan yerde, kanun bir şey yapamaz. Napoleon Bonaparte Terbiye sınırlarından dışarıya çıkan, bir daha içeri giremez. Terbiyeyi kaybetmemeye bakmalı. Nicolas Boileau Biliyor musunuz, benim eserlerime Avrupalılar neden ahlâksız diyorlar; çünkü onların ahlâkını, olduğu gibi ortaya koyuyorum. Oscar Wilde İnsanlık, dini doktrinden tamamen müstakil bir ahlâk sistemi, kurmaya muvaffak olamadı. Socrates Kültürlü insanların ahlâk çıkmazlarında yardımcı olmak, kültürsüzlere yardımcı olmaktan daha güçtür. Wolfgang Van Goethe Ahlâkın ana temeli iyi niyettir ki o da tabiatı gereği, yalnızca doğruya yönelik olabilir. Wolfgang Van Goethe
ünlü filozofların sözleri ve anlamları Dşünüyorum öyle ise varım. DESCARTESDüşünmeden konuşmanın cezası sonradan düşünmeye mahkum olmaktır. GIBBONHayatta hiç hata yapmamış birisi zaten hiçbir işe başlamamış demektir. HENRY FORDHayatta hiçbirşeyden korkmayın yalnız;herşeyi anlamaya çalışın. MARİE CURİEİnsanlar tecrübeleri oranında değil tecrübelerinden aldıkları dersler oranında olgundurlar. BERNARD SHAWİnsan aklın snırlarını zorlamadıkça hiçbir şeye erişemez. ALBERT EINSTEINOlgun insan yapabileceğini söyleyen ve söylediğini yapan insandır. KONFİÇYUSGerçek arkadaş sağlık ancak o yok olunca anlaşılır. CERVANTESSözcüklerin gücünü anlamadan insanların gücünü anlayamazsınız. KONFİÇYUSİnsanların yapabileceği en büyük fenalık kendisine olan güvenini kaybetmesidir. RİCHARD BERNEDİCİİnsansal öz, tek tek her bireyin doğasında bulunan bir soyutlama değildir. Gerçekliği içersinde, bu, toplumsal ilişkilerin bütünüdür. KARL MARXAristotelesZayıf, daima adalet ve eşitlik ister, halbuki bunlar kuvvetlinin umurunda bile değildir. İnsanlar arzularına son olmadığı için, bu arzuları tatmin edecek vasıtalara da son olmamasını isterler. Arzu öyle bir şeydir ki, hiç doymak bilmez; bir çok insanların hayatı, arzuları doyurma yollarını aramakla geçer. Cesaret kuvvetle birleşince büsbütün artar. Umut, uyanık adamın rüyasıdır. Fazileti olmayan insan, hayvanların en kirlisi, en vahşisi, en muhteris ve en doymak bilmez olanıdır. Adalet önce devletten gelir. İyi, basit; kötü ise çok yönlüdür. Mevkilerini para ile satan kimseler, masraflarını geri almak yoluna de BALZACHayat herkes için acı, çünkü benim boş yere dilediklerime sahip olmuş nice insanlar gördüm, onlar da mesut değil. İnsanın en zor katlandığı duygu acımadır, hele hak edince. Evlenme dâvaya benzer. Mutlaka memnun olmayan bir taraf vardır. Yoksulluğun hüküm sürdüğü yerde ne utanma kalır, ne suç, ne namus, ne de ruh. Güzellik, çoğu zaman kusurları gizleyen bir örtüdür. Sevmek, bir başkasının hayatını yaşamaktır. Bir anne yüreği, dibinde daima af bulunan bir uçurumdur. Beklemesini bilenin her şey ayağına gelir. Hiç kimse bir alışkanlığa veda etmek cesaretini SHAWEğer yürüdüğünüz yolda güçlük ve engel yoksa, bilin ki o yol sizi bir yere ulaştırmaz. Yaşlanmadan akıllanmayı çok isterdim. Yanlışlık fare deliğinden geçer, doğruluk kapılardan sığmaz Susmanın kudretine inanıyorum. Bu mevzu üzerinde saatlerce konuşabilirim. Dürüst insan her zaman gerçeği söyler, akıllı insan ise yalnız zamanında. Bir kelime yeterlidir, gerisi laftır. Moda kadınlara benzer, onun da havası vardır. Her şeyi düşünmek, çoğun her şeyi düzene sokmak demektir. Birçok insanın korkak olmaya cesareti yoktur. Yazı ile insan daya iyi yalan söyleyebilir. Zekanın sakıncası, insanı devamlı surette bir şeyler öğrenmeye zorlamasıdır. Erkeğin de, kadının da terbiyesi birbirleriyle tartıştıkları zaman belli olur. Aptallar, utanılacak bir şey yaptıkları zaman mazeret diye o işi her zaman yaptıklarını söylerler. Akıllı adam aklını kullanır, daha akıllı adam başkalarının da akıllarını kullanır. Ben şaka yaparken gerçekleri söylerim, çünkü gerçekler dünyanın en gülünç şakalarıdır. Bu dünyada başarıya ulaşan insanlar istedikleri şartları yakalayan insanlardır. Eğer onları bulamazlarsa, kendileri yaparlar. Parayı kazanmadan harcamaya nasıl hakkımız yoksa, mutluluğu da üretmeden tüketmeye hakkımız yoktur. Değişmez kural, değişmez kuralın olmayacağıdır. Çocuklarınıza ders vermek istiyorsanız bu hiç de gerekli değil kendinizi örnek gösterin. Ama sizin gibi olmaları için değil, sizin gibi olmamaları için. Yapabilenler yapar; yapamayanlar yapmayı öğretir. Benim en iyi dostum terzimdir. Çünkü ne zaman beni görse, derhal o andaki ölçülerimi alır. Oysa bütün öteki tanıdıklarım benim hala eskisi gibi olduğumu düşünürler. Yalancının cezası; kimsenin kendine inanmayışı değil, asıl kendisinin kimseye inanmayışıdır. Merhamet sevgiye yakınsa, minnet onun aksine yakındır. Ahlak duygumuz, ihtiraslarımızı kontrol eder. Aşk, insana vakar, ağırbaşlılık, hatta güzellik insanlar, ev köpekleri gibi, yamandıkları kapıdan ayrılmazlar. Çocuk, dünyanın en büyük saadetidir. Çocukları seven hayatı da sever. Evlenme, boşanma işi sırf kadınların elinde olsaydı, bir tek nikâh sağlam kalmazdı. Gözyaşları kurur. Hayata yeniden başlasaydım , saniyelerin nabzını tutardım. Hayatımızda en yüce, en güçlü, en faydalı dayanağımız ana baba evinden kalan hatıralarımızdır. İnsan yaşamayı ve yaşamamayı aynı şey diye kabul ettiği zaman hürriyete kavuşur. İnsanların bazen neye güldüklerini anlamak güçtür. İnsanların saadet kadar felakete de ihtiyacı vardır. İster tatlı, ister acı olsun, hatıra insana ıstırap verir. Kadını kalkındıran, onu uçurumun dibine kadar yuvarlanmaktan koruyarak hayata yeniden doğmasını sağlayan biricik kuvvet Wolfgang Von GOETHEAkılsızlar hırsızların en zararlılarıdır Zamanınızı ve neşenizi çalarlar. Aşk ve sevinç büyük çabaların kanatlarıdır. Bir kişinin sözleri önemli değildir; iki yanı da dinlemeli. Bir şey her şey için, her şey bir şey için vardır. Çözümde görev almayanlar problemin bir parçası olurlar. Gönlümüz bize aklımızdan daha yakındır. Görev, içinde bulunduğumuz zamanın bizden istediği şeydir. İnsan ancak anladığı şeyi duyar. İnsan kendini hiçbir yerde, karıncalar gibi kaynaşan kalabalığı yarıp geçtiği zamanki kadar yalnız hissedemez. İnsan, babasına borçlu olduğu saygıyı, ancak baba olduğu zaman duyar. İnsanın bir şeyi öğrenebilmesi için her şeyden önce o şeyi sevmesi gerekir. Konuşmak ihtiyaç olabilir ama susmak bir sanattır. Mükemmel insanların aksayan tarafları daha çok göze batar. Samimi olmayı vaad edebilirim; tarafsız olmayı asla. Sevmek, inanmak demektir. Siz kendinize inanın, başkaları da size ve samimiyet ilk prensipleriniz olmalıdır. Eğer kusurların varsa, onlardan kurtulmaya çalışmalısın ve bundan korkmamalısın. Yapılmış şeyler üzerinde konuşmak lüzumsuzdur, geçmiş şeyleri ayıplamak da manasızdır. Bir insan sabahleyin doğru yolda ise, akşam saatlerinde de öyle kalacak ve bundan pişman olmayacaktır. Tevazu ile konuşmayan bir kişi, zamanla bununla ilgili bütün kelimeleri de tamamıyla unutabilir. Kelimelerin kuvvetini bilmeyen insanlarla esaslı bir konuyu konuşmak mümkün değildir. İhtiyatlı insan nadiren hata işler. Doğaya göre bütün insanlar birdir, fakat pratikte birbirlerinden dehşetli ayrılık SHAKESPEAREAklın bağlamadığı dostluğu, akılsızlık kolayca çözebilir. Hiçbir miras, doğruluk kadar zengin değildir. İnsanların yaptıkları fenalıklar arkalarından yaşar, iyilikler çok zaman kemikleriyle beraber gömülür. Herkese kulağını, ama çok azına sesini ver. Ah! Bu kadar okudum, bu kadar öykü ya da destan duydum, aşkın yolu asla düz gitmiyor. İyimser, yaranın üstünde artık kabuk, kötümser ise kabuğun altında yine yara görür. Bazı yıkılışlar, daha parlak kalkınışların teşvikcisidir. Konuşmadan önce düşün, hareket etmeden önce ölç. Geçmiş bir dost için yakınmak yeni dertler edinmektir. Cehalet Tanrının laneti olduğuna göre, bilgi göklere uçabileceğimiz kanatlardır. Nasıl bir at, üzerindeki zengin koşumların farkına varmazsa insan da içinde yaşadığı nimetlerin öyle farkına varmaz. Bir iftira başka iftiraları doğurur. Aşk bir deliliktir. Daha iyi, iyinin düşmanıdır. Yiğitlik intikam kazanmakta değil, tahammül göstermektedir. Geçmiş bir felakete üzülmek, bir yenisini davet etmenin en emin yoludur. Aslında hiç bir şey iyi veya kötü değildir. Her şey bizim onlar hakkında düşündüğümüze Nikolaevich TOLSTOYAf dileyen, kendi kendini itham eder. Aşk, kızıl gibi geçirilmesi gereken bir hastalıktır. Bekleyebilen için herşey iyi sonuç verir. Bir insanı, bulunduğu mevki ile değil, göz koyduğu mevkiyle ölçmelidir. Güzel olan sevgili değil, sevgili olan güzeldir. Herkes insanlığı değiştirmeyi düşünür, ama hiç kimse önce kendini değiştirmeyi düşünmez. Hırsları kökünden atmak mümkün değildir. Onları sadece asıl ülkülerine doğru yöneltmeğe çalışmalı. İnanç, hayatın kuvvetidir. İnsanlar seni, istedikleri kadar bilsinler, ama kendi kendini aldatabilir misin? Öyle davran ki, senin iraden kendini bir kanun koyucu gibi hissetsin. Öyle davran ki, bu davranış yanında insanlığı bir araç değil bir amaç olarak göresin. Öyle davran ki, senin iradenin bir kanun gibi genel geçerliliği olsun. Savaş, mızraklı, trampetli bir bayram değildir. Onun manzarası kandır. Ölümdür. Tarihin konusu, kavimlerin ve insanların HUGOÖğrendikten, sevdikten sonra daha çok acı çekeceksiniz Barış, her şeyi hazmeden mutluluktur. Çalışma uçup gidebilen bir alışkanlıktır; bırakması kolay, yeniden başlaması zor bir alışkanlık. Ölüm bu; ne hükümdar tanır, ne soytarı; herkesi aynı iştahla yutar. Hayat, felaket, yalnızlık, yüzüstü bırakılmışlık, yoksulluk kendine göre kahramanları olan savaş alanlarıdır. Evlatlarını sevmeyen babalar olabilir; ama, torununu çıldırasıya sevmeyen dede olamaz. Kadınsız bir erkek horozsuz bir tabanca gibidir; erkeği ateşleyen VOLTAIREAyrılık, tatmin edilmeyen aşkı arttırır. Her zaman zevk, zevk olmaktan çıkar. Bir şeye düşkünlük hayvanlarda bile yoktur. Hiçbir ordu, zamanı gelmiş bir düşünceye karşı duramaz. İnsan zeka karşısında eğilir ama şefkat karşısında diz çöker. İnsanoğlu hiç de kötü olarak yaratılmamıştır; ama hastalandığı gibi kötüleşir de. İyi bir taklit, kusursuz bir yaratıştır. Kendi nefsine hakim olan, dünyaya hükmedebilir. Pek az insan başkalarının deneylerinden yararlanmayı bilecek kadar akıllıdır. Seçilmiş birkaç kitaptan güzel ne olabilir. Tanrıya ettiğim dua pek kısadır; Tanrım düşmanlarımı gülünç duruma düşür. Vahşiler hariç, bütün insanlar, kitapların hükmü altındadır. Vatana sadakatla hizmet edenin atalara ihtiyacı yoktur. Vatanımız, bütün asil ruhlar için en mukaddes bir yerdir. Yarabbi ben düşmanlarımı yenmeğe kadirim. Sen beni dostlarımdan koru.
Alman felsefe dünyasının en önemli isimlerinden bir tanesi olan ve daha sonra düşünceleriyle tüm dünyada adından söz ettiren Arthur Schopenhauer, Friedrich Nietzsche gibi pek çok modern filozofun da akıl hocalığını yapmıştır. Gelin derin derin düşünmenizi sağlayacak Arthur Schopenhauer sözlerine yakından bakalım. 1788 yılında doğan Arthur Schopenhauer, 1860 yılında hayatını kaybettiği zaman yaşadığı uzun ömrün önemli mirası olarak geride pek çok önemli düşünce bırakmıştır. Dünyanın nedensellikler üzerine kurulu olduğunu söyleyen Schopenhauer, aynı zamanda bu nedenselliklerin akılsız prensipler üzerine kurulu olduğunu ve anlaşılmaz olduğunu söylemiştir. Bu düşünceler, Friedrich Nietzsche’nin de görüşlerini oluşturmuştur. Arthur Schopenhauer; Platon ve Kant’ın idealizm teorisini yorumlamış, Hegel’i reddetmiş ve her şeyin kaynağını insan iradesi olarak görmüştür. Bir noktada düşüncelerinde kaderciliğin ağır bastığını söylenebilir. Ona göre insanların kontrol edemediği bir istenç vardır ve beden yalnızca onun bir dışavurumudur. Gelin derin derin düşünmenizi sağlayacak Arthur Schopenhauer sözlerine yakından bakalım. Sözler, yayınevi ve çevirmene göre değişiklik gösterebilir. Yetenek, kimsenin vuramayacağı hedefi vurur. Deha ise kimsenin göremediği bir hedefi vurur. Merhamet ahlakın temelidir. Bir insan ancak yalnız olduğu sürece kendisi olabilir ve eğer yalnızlığı sevmiyorsa, özgürlüğü de sevmeyecektir. Çünkü ancak yalnız olduğu zaman gerçekten özgürdür. Bize bir şeylerin değerini öğreten çoğunlukla kayıplardır. Hayvanların hakları olmadığı varsayımı... ''Hayvanların hakları olmadığı varsayımı ve onlara karşı davranışımızın ahlaki bir önemi olmadığı yanılsaması, Batı'nın kabalığının ve barbarlığının olumlu bir şekilde çirkin bir örneğidir. Evrensel şefkat, ahlakın tek garantisidir.'' Her insan kendi görüş alanının sınırlarını dünyanın sınırları olarak kabul eder. Mutluluk, zevkin sık sık tekrarlanmasından oluşur. Mutluluğu kendi içinde bulmak zordur ama başka bir yerde bulmak imkansızdır. Aptallar için yazan kişi her zaman geniş bir dinleyici kitlesine sahip olduğundan emindir. Gurur duyabileceği hiçbir şeyi olmayan her sefil budala... ''Gurur duyabileceği hiçbir şeyi olmayan her sefil budala, ait olduğu ulusta son kaynak gururunu benimser; tüm kusurlarını ve aptallıklarını diş ve çiviyle savunmaya hazır ve mutludur, böylece kendi aşağılığını telafi eder.'' Sıra dışı şeyler söylemek için sıradan sözcükleri kullanmak gerekir. Hayvanlara şefkat, karakterin iyiliği ile yakından ilişkilidir ve hayvanlara karşı acımasız olanın iyi bir insan olamayacağı güvenle iddia edilebilir. Okuduğumuzda, başka biri bizim yerimize düşünür... ''Okuduğumuzda, başka biri bizim yerimize düşünür. Biz sadece onun zihinsel sürecini tekrar ederiz. Yazmayı öğrenirken, öğrenci öğretmenin kurşun kalemle ana hatlarını çizdiğini kalemiyle tekrarlar; okuma da böyle, düşünce çalışmasının büyük kısmı zaten bizim için yapılmıştır. Bu yüzden kendi düşüncelerimizle meşgul olduktan sonra bir kitap almak bizi rahatlatıyor. Ve okurken, zihin aslında sadece başkalarının düşüncelerinin oyun alanıdır. Böylece, bir kimse neredeyse bütün gününü okuyarak geçirirse ve rahatlama yoluyla araları düşüncesiz bir eğlenceye ayırırsa, yavaş yavaş düşünme kapasitesini kaybeder; tıpkı her zaman ata binen adamın sonunda yürümeyi unutması gibi. Pek çok eğitimli insan için durum böyledir. Kendilerini aptal olarak görmüşlerdir.'' İnsan istediğini yapabilir ama istediğini isteyemez. Okumama sanatı çok önemli bir sanattır... ''Okumama sanatı çok önemli bir sanattır. Herhangi bir zamanda genel halkın dikkatini çeken herhangi bir şeyle ilgilenmemektir. Siyasi veya dini bir broşür, roman veya şiir büyük bir kargaşa yarattığında, aptallar için yazanın her zaman geniş bir kitle bulduğunu hatırlamalısınız. İyi kitaplar okumanın ön koşulu, kötü kitapları okumamaktır; çünkü hayat kısadır.'' ...kitap satın alırken iyimser bir şekilde onları okumak için zaman kazandığını düşünüyorsun. Hayat, sürekli bir ölüm sürecidir. Diğer insanlar gibi olmak için kendimizin dörtte üçünü kaybederiz. Mizah duygusu, insanın tek kutsal niteliğidir. Yüksek düzeyde bir zeka, bir insanı sosyal olmaktan çıkarır. Düşüncelerinin yüzeysel doğası... ''Düşüncelerinin yüzeysel doğası, görüşlerinin darlığı ve hatalarının sayısı hakkında bir bilgi edindiğimizde, diğer insanların zihinlerinde olup bitenlere yavaş yavaş kayıtsız hale geleceğiz. Başkalarının fikirlerine çok değer verenler, onlara çok fazla değer vermiş olur.'' Çocuklar yalnızca saf bir akılla dünyaya getirilseydi... ''Çocuklar yalnızca saf bir akılla dünyaya getirilseydi, insan ırkı var olmaya devam eder miydi? Bir insan, gelecek kuşağa, onu varoluşun yükünden kurtaracak kadar sempati duymayı tercih etmez mi ya da en azından soğukkanlılıkla bu yükü ona yüklemeyi kendi üzerine almaz mı?'' Kibar olmak akıllıca bir şeydir; sonuç olarak, kaba olmak aptalca bir şeydir. Gereksiz ve kasıtlı bir kabalıkla düşman edinmek, evinizi ateşe vermek kadar çılgınca bir işlemdir. Gençleri rahatsız eden ve üzen şey... ''Gençleri rahatsız eden ve üzen şey, hayatta karşılaşılması gerektiği kesin varsayımıyla mutluluk arayışıdır. Bundan sürekli olarak aldatılan umut ve dolayısıyla memnuniyetsizlik doğar. Rüyalarımızda belirsiz bir mutluluğun aldatıcı görüntüleri önümüzde gezinir ve asıllarını boşuna ararız. Zamanında tavsiye ve eğitim yoluyla dünyanın onlara sunacağı çok şey olduğu şeklindeki yanlış düşünce gençlerin zihinlerinden silinebilseydi çok şey kazanılabilirdi.'' Hiçbir şey olmasa daha iyi olurdu... ''Hiçbir şey olmasa daha iyi olurdu. Yeryüzünde zevkten çok acı olduğu için her tatmin sadece geçicidir. Yeni arzular ve yeni sıkıntılar yaratır ve yiyip bitiren hayvanın ıstırabı her zaman yiyip bitirenin zevkinden çok daha büyüktür.'' Bir sanat eserine bir prens gibi davranın önce sizinle konuşmasına izin verin. Büyük adamlar kartallar gibidir ve yuvalarını yüce bir yalnızlık üzerine kurarlar. Öyleyse sorun, henüz kimsenin görmediğini görmek değil, herkesin gördüğü hakkında henüz kimsenin düşünmediğini düşünmektir. Hayat, acı ve can sıkıntısı arasında bir sarkaç gibi ileri geri sallanır. Kitaplar olmadan medeniyetin gelişimi imkansız olurdu... ''Kitaplar olmadan medeniyetin gelişimi imkansız olurdu. Değişimin lokomotifleri, dünyaya açılan pencereler, şairin dediği gibi "zaman denizinde dikilmiş deniz fenerleridir”. Onlar arkadaştır, öğretmendir, sihirbazdır, zihnin hazinelerinin bankerleridir. Kitaplar basılı insanlıktır.'' Dikensiz gül olmaz, gülsüz diken çoktur. Umut, bir şeye duyulan arzunun olma olasılığıyla karıştırılmasıdır. Hayatımızı, hiçliğin mutlu istirahatinde gereksiz yere rahatsız edici bir bölüm olarak görebiliriz. Evlenmek, kişinin haklarını yarıya indirmek ve görevlerini ikiye katlamaktır. İnsan hayatı bir tür hata olmalı... ''İnsan hayatı bir tür hata olmalı. Bunun gerçeği, yalnızca insanın tatmin edilmesi zor bir ihtiyaçlar ve zorunluluklar bileşimi olduğunu hatırlarsak yeterince açık olacaktır ve tatmin olduklarında bile, elde ettiği tek şey, can sıkıntısına terk edilmekten başka hiçbir şeyin kalmadığı bir acısızlık halidir.'' Kadınlarla ilgili son sözümü henüz söylemedim... ''Kadınlarla ilgili son sözümü henüz söylemedim. İnanıyorum ki bir kadın kitleden çekilmeyi, daha doğrusu kendini kitlenin üstünden yükseltmeyi başarırsa, durmadan ve bir erkekten daha fazla büyür.'' Müziğin anlatılmaz derinliği... ''Müziğin anlatılmaz derinliği, anlaşılması bu kadar kolay ve bir o kadar anlaşılmaz olmasının nedeni, en içteki varlığımızın tüm duygularını yeniden üretmesidir ama tamamen gerçeklikten ve acısından uzaktır.'' Çok mutsuz olmamanın en güvenli yolu, çok mutlu olmayı beklememektir. Her ayrılık ölümün önceden tadı, her kavuşma yeniden dirilişin bir ipucudur. Her bireyin yaşamı bir bütün olarak ve genel olarak bakıldığında ve yalnızca en önemli özellikleri vurgulandığında gerçekten bir trajedidir ama ayrıntılarına girildiğinde komedi niteliği taşıyor. Sıra dışı düşünceleri ile felsefe dünyasında önemli izler bırakan Alman filozof Arthur Schopenhauer’in üzerine derin derin düşünmenize neden olacak sözlerinden bazılarını listeledik. Elbette bu liste çok daha uzun olabilirdi. Sevdiğiniz Schopenhauer sözlerini yorumlarda paylaşabilirsiniz.
filozofların ahlak ile ilgili sözleri