TTKm.645’te kıymetli evrak tanımlanmış. Buna göre: Hakkın Senetten Ayrı İleri Sürülememesi Hakkın Senetten Ayrı Devredilememesi Tanımın Unsurları: ‘Kıymetli evrak öyle senetlerdir ki’ bir defa senet olacak. Kaydi sistemden sonra senet işlem görmez, anonim ortaklık payları işlem görür. Bunlar bilgisayar ortamında kaydi olarak işlem görüyor. Yargıtay Donanma davasında 12 kişinin yeniden yargılanmasına karar verdi - Yargıtay, FETÖ/PDY'nin 15 Temmuz darbe girişimi sırasında Donanma Komutanlığı'ndaki eylemine yönelik ŞEFGÖREVDE YÜKSELME SINAVINI YEDEKTEN KAZANANLARIN ATANMASI İÇİN ÇALIŞMA BAŞLATTIK. 14.06.2022. KÜLTÜR MEMUR-SEN 24. GENİŞLETİLMİŞ BAŞKANLAR KURULU TOPLANTISI GERÇEKLEŞTİRİLDİ. 10.06.2022. Azalanteminatlı hayat sigortası yapılması için aşağıdaki şartlara uyulması gereklidir: • 18 ila 65 yaş arasında bulunan her birey azalan teminatlı hayat sigortası yapabilir • Vade süreleri 2 yıl ile 30 yıl arasında belirlenebilmektedir. • Azalan teminatlı hayat sigortası Türk lirası, Euro ve Yargıtay kira sözleşmesinin yapılması sırasında tarihleri boş olan ve kiracı tarafından imzalanan tahliye taahhüdünün tarihlerinin sonradan doldurulmasının önemsiz olduğuna dikkat çekti. Edinilen bilgiye göre, kiracısına tahliye taahhütname imzalatan mülk sahibi, dükkanı boşaltılmayınca soluğu mahkemede aldı. cash. I. GENEL OLARAK HAYAT SİGORTASI SÖZLEŞMELERİ 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 1487. maddesinde hayat sigortası düzenlenmiştir. Buna göre, sigorta ettirenin prim ödemesi karşılığı, riziko şahsının ölümü halinde veya hayatta kalması şartı ile sigortacının lehdara belirli bir meblağı ödemeyi üstlendiği sözleşmeye hayat sigortası sözleşmesi denir. Bu sözleşme, taraflara karşılıklı borç yükleyen tam iki taraflı sözleşmelerdendir. Sigorta ettirenin, belirlenen primi ödeme borcuna karşılık sigortacının da rizikonun meydana gelmesi halinde lehdara para ödeme borcu vardır. Hayat sigortasında teminat altına alınan riskin gerçekleşmesi halinde sigorta bedelini talep etme hakkı lehdara aittir. Türk Ticaret Kanunu, hayat sigortasını altıncı kitap ikinci kısım ikinci bölümde can sigortaları başlığı altında düzenlemiştir. Modern sigorta hukukundaki sınıflandırmaya göre hayat sigortası, ihtiyacın karşılanması kıstasına göre “meblağ sigortası” ve rizikonun konusuna göre de “şahıs sigortasıdır”[1]. Meblağ sigortasında amaç, somut belirli bir zararı telafi etmekten ziyade insanın yaşamı ya da beden tamlığını etkileyen bir durumun gerçekleşmesi sonucu ortaya çıkan ihtiyacın karşılanmasıdır. Hayat sigortası sözleşmesinin taraflarından biri olan sigortacı, belli bir prim karşılığında riziko şahsının hayatında meydana gelen olaylar nedeniyle bir meblağ ödemeyi üstlenen ticari işletme sahibidir. Sözleşmenin diğer tarafı olan sigorta ettiren ise sigortalının menfaatini sigortacı nezdinde sigortalayan kişidir. Sigorta ettiren, kendisinin veya başkasının hayatını, ölüm veya hayatta kalma ihtimallerine karşı sigorta ettirebilir. Sigortalı riziko şahsı ise hayatı üzerine sigorta sözleşmesi yapılan kişiyi ifade eder. Sigortalı ile sigorta ettirenin aynı kişi olması mümkündür. Sigorta sözleşmesine taraf olmamakla beraber lehine sigorta sözleşmesi yapılan ve rizikonun gerçekleşmesi halinde kural olarak sigorta tazminatını sigortacıdan isteme hakkına sahip olana da "lehdar" denir Hayat Sigortaları Genel Şartları. Lehdar, üçüncü bir kişinin lehine yapılan hayat sigortası sözleşmesinden doğan hak ve menfaatleri doğrudan doğruya talep ve tahsil yetkisine sahip olan kişidir. Hayat Sigortaları Genel Şartları B maddesinin e bendi uyarınca lehdar belirtilmemesi halinde lehdar kanuni mirasçılar olacaktır. Hayat sigortasında sözleşme ile belirlenen ve ödeme yükümlülüğü doğuran riziko, yaşama ve ölme ihtimalidir. Sigortanın konusu, bir kimsenin belirli bir süre içinde veya sözleşmede belirtilen şart ve haller içinde ölümü veya o kimsenin sözleşmede belirtilen belli bir süreden fazla yaşaması ihtimali ya da her iki ihtimaldir. Hayat sigortası bir meblağ sigortası olduğu için riziko meydana gelirse önceden kararlaştırılan tutar sigorta ettirene ödenir. Bununla birlikte, risk gerçekleşse dahi sözleşme kapsamı dışında kalacak durumlar Hayat Sigortaları Genel Şartları’nda tek tek sayılmıştır örneğin intihar, savaşta ölüm hali vb. Riziko sınırlaması yoluyla bu şekilde teminat dışı bırakılan durumlar ile ortaya çıkan zarar arasında uygun illiyet bağı varsa sigortacının edim yükümlülüğü doğmayacaktır. Tam iki tarafa borç yükleyen sözleşme olan hayat sigortasında sigortacının rizikoyu taşıma borcuna karşılık sigorta ettirenin de prim ödeme borcu bulunmaktadır[2]. Yine sigorta ettirenin, “sözleşmeden önce ve devamı sırasında beyan görevi, rizikoyu ağırlaştırmama görevi ve riziko sonrası bildirim görevi, bilgi verme ve araştırma yapılmasına izin verme yükümlüğü” gibi yükümlülükleri bulunmaktadır. Önemine binaen bu yazıda yalnızca beyan yükümlüğü ele alınacaktır. II. HAYAT SİGORTASINDA SÖZLEŞME ÖNCESİ BEYAN YÜKÜMLÜLÜĞÜ Uygulamada sigortacı ve sigorta ettirenin en çok uyuşmazlık yaşadığı konulardan biri sözleşme öncesi beyan yükümlülüğüdür. Özellikle krediye bağlı hayat sigortalarında, kredi kullandıran bankalar genellikle hayat sigortası yapılmasını zorunlu tutmaktadır. Zira kredi kullandıran banka, kredi verdiği kişinin ölümünden dolayı kredinin geri ödenememesi riskiyle karşı karşıya kalma ihtimali bulunduğu için bu riski teminat altına almak istemektedir. Tüketici, krediye bağlı hayat sigortası sözleşmesinin yapılması sırasında, sigorta şirketinin sözleşmeyi yapmamasını veya daha ağır şartlarla yapmasını gerektirecek durumlarını, hastalıklarını vs. bildirmekle yükümlüdür. Çünkü hayat sigortalarında bir kimsenin hastalığı sigorta şirketinin taşıdığı rizikoyu artıran bir durumdur. Bunlar bildirilmediği takdirde, sigorta şirketleri kredi çeken tüketici vefat ettikten sonra, hayat sigortasındaki tazminatların ödenmesini talep eden mirasçılarına tazminat ödemeyi reddetmektedir. Gerekçe olarak ise tüketicinin sözleşme yapıldığı sırada kendisince bilinen hastalıklarını, beyan yükümlülüğü kapsamında bildirmemesi gösterilmektedir. A. Beyan Yükümlülüğünün İfası Hayat sigortasında sözleşme öncesi beyan yükümlülüğünün amacı, rizikonun gerçekçi ve doğru şekilde tahmin edilmesi ve dolayısıyla sigortacının riski taşımayı kabul edip etmeyeceğine karar vermesi konusunda yardımcı olmaktır. Sigortacı, ancak kendisine bazı verilerin sözleşmeden önce beyan edilmesi halinde sözleşmeyi yapıp yapmayacağına, hangi şartlarda ve hangi prim oranı ile yaşı ile orantılı olarak daha fazla prim yapacağına karar verebilecektir. Sigorta ettirene beyan yükümlülüğü yüklenmesini sözleşme görüşmeleri sırasındaki kusurlu davranış olarak yorumlayıp culpa in contrahendo genel olarak dürüstlük kuralına dayandıran görüşler[3] olmakla birlikte kanaatimizce TTK m. 1435’te sözleşmenin yapılması sırasındaki beyan yükümlülüğüne işaret edilmekle beyan yükümlülüğünün kanundan kaynaklanan bir borç olduğu anlaşılmaktadır. Maddeye göre “Sigorta ettiren sözleşmenin yapılması sırasında bildiği veya bilmesi gereken tüm önemli hususları sigortacıya bildirmekle yükümlüdür. Sigortacıya bildirilmeyen, eksik veya yanlış bildirilen hususlar, sözleşmenin yapılmamasını veya değişik şartlarda yapılmasını gerektirecek nitelikte ise, önemli kabul edilir. Sigortacı tarafından yazılı veya sözlü olarak sorulan hususlar, aksi ispat edilinceye kadar önemli sayılır.” Hayat Sigortaları Genel Şartları maddesinde de, “Gerek sigorta ettiren gerekse sigortalı ve temsilci, sigorta sözleşmesinin yapılması sırasında kendisince bilinen ve sigortacının sözleşmeyi yapmamasını veya daha ağır şartlarla yapmasını gerektirecek bütün halleri bildirmekle yükümlüdür” ifadelerine yer verilerek bu yükümlülüğe işaret edilmiştir. Kapsamı TTK m. 1435’te beyan yükümlülüğünün kapsamı sigorta ettirenin “bildiği veya bilmesi gereken” hususlar ile sınırlandırılmıştır. Bu bakımdan, sigorta ettirenin bilmediği bir husus nedeniyle sigortacı ödeme yapmaktan kaçınamayacaktır. Beyan yükümlülüğünün kapsamı belirlenirken sözleşmenin yapılmamasını veya değişik şartlarda yapılmasını gerektirecek hususların neler olduğunun tespiti gerekmektedir. Kanun maddesinde de sözleşmenin yapılmamasını yahut değişik koşullarda yapılmasını gerektiren bu haller “önemli” olarak nitelendirilmiştir. Burada en önemli husus elbette riziko şahsının hayatının devamını etkileyebilecek hastalıklar ve sağlık durumudur. Yine daha önce geçirilen rahatsızlıklar, genetik hastalıklar risk ve prim miktarına etki edeceği için bildirilmesi gereken önemli hususlar arasındadır. Bir hususun beyan edilmesi gerekip gerekmediği konusu taraflar arasında ihtilaflı ise TTK’ya göre bu değerlendirme yetkisi sigortacıya bırakılmıştır. TTK m. 1435’te yer alan “Sigortacı tarafından yazılı veya sözlü olarak sorulan hususlar, aksi ispat edilinceye kadar önemli sayılır” ifadesi bizi bu sonuca götürmektedir. İfa Şekli Sözleşme öncesi beyan görevinin nasıl ifa edileceği sorusunun da bu kısımda cevaplanması gerekmektedir. Beyan görevi ifa edilirken sözlü beyan usulü kullanılabileceği gibi uygulamada genellikle görüldüğü şekliyle sigortacı tarafından hazırlanan soru listesinin doldurulup imzalanması yöntemi de kullanılabilir. Bunun yanında her iki yöntemin birlikte kullanıldığı karma yöntem yahut sigortalının doktor muayenesine tabi tutulması gibi usuller de bulunmaktadır. Beyan usulünde sigorta ettiren, rizikonun meydana gelmesine etki edebilecek tüm faktörleri kendisi bildirir. Ancak bu usulde sigorta ettirenin riski etkileyebilecek tüm hususları bilmesi mümkün olmayabilir. Zira sigorta kapsamında riske etki eden faktörlerin belirlenmesi teknik bir konudur. Liste usulü, beyan usulünün bu sakıncasını gideren bir usul olarak sigortacının hazırladığı soru listesinin sigorta ettirene cevaplattırılması anlamına gelir. Bu yöntemde sigortacı, riske etki edeceğini düşündüğü faktörleri kendisi belirler ve liste olarak sigorta ettirene sorar. TTK’da beyan görevinin ifası için belirli bir yöntemin tercih edildiğini söylemek güçtür. Zira bir yandan TTK m. 1436/1’de “Sigortacı sigorta ettirene, cevaplaması için sorular içeren bir liste vermişse, sunulan listede yer alan sorular dışında kalan hususlara ilişkin olarak sigorta ettirene hiçbir sorumluluk yüklenemez” ifadelerine yer verilerek liste usulüne işaret edilmiş; bir yandan da m. 1435/1’de “Sigorta ettiren sözleşmenin yapılması sırasında bildiği veya bilmesi gereken tüm önemli hususları sigortacıya bildirmekle yükümlüdür” ifadesine yer verilerek listede sorulmamış hususlar da beyan görevinin kapsamına dahil edilmiş görünmektedir. TTK m. 1436/1’e göre, “Sigortacı sigorta ettirene, cevaplaması için sorular içeren bir liste vermişse, sunulan listede yer alan sorular dışında kalan hususlara ilişkin olarak sigorta ettirene hiçbir sorumluluk yüklenemez; meğerki, sigorta ettiren önemli bir hususu kötüniyetle saklamış olsun.” Bu durumda, sigortacı tarafından listede yer almayan bir husus sigorta ettiren tarafından bilinse bile kötüniyetle saklandığı ispat edilmedikçe sigorta ettiren açısından herhangi bir hak kaybına neden olamayacaktır. Uygulamada sigortacının sigorta ettirene sunduğu matbu başvuru formlarında yer alan soru listelerine değinmek gerekmektedir. Öncelikle bu formlarda sigortalının kimlik bilgileri ile yaşı kaydedilmektedir. Hayat sigortasında yaşama yahut ölme ihtimali göz önünde bulundurulduğu için sigortalının yaşının oldukça önem arz ettiği açıktır. En çok uyuşmazlık yaşanan hususlardan biri sağlık beyanıyla ilgili bölümdür. Sağlık beyanında sigortalının geçirdiği ameliyatlar, hastalıklar, genetik rahatsızlıklar ve aile fertlerinde bu nedenle geçirilen hastalıklar, düzenli kullanılan ilaçlar, psikolojik rahatsızlıklar, taşıyıcı hastalığı olup olmadığı, alkol ve sigara kullanıp kullanmadığı gibi hususlar liste halinde sorulmaktadır. Buna ek olarak, sigortacı tarafından sigortalının sağlık durumu ile ilgili hekim, hastane, sağlık kuruluşları ve diğer sigorta şirketlerindeki bilgi, belge ve kayıtlara ulaşılabilmesine sigortalının onay verdiğine dair beyanın bulunduğu bir bölüme de yer verilmektedir. Sigortacının, soru listesinde sigortalının verdiği cevaplara bakarak beyan edilen hususlar hakkında ayrıntılı tıbbi bilgi alması ve riski üstlenip üstlenmemeye karar vermesi bakımından bu bölüm önemlidir. Kanaatimce sigortacının bu şekilde bir onay alması bir yandan sigortalının beyan görevi yanında sigortacıya da sağlık konusunda araştırma yükümlülüğü yüklemektedir. Öte yandan, eğer riziko gerçekleşirse ve sigortacının bu rizikonun beyan yükümlülüğünün ihlalinden, hastalığın bildirilmemesinden vs. kaynaklandığı şüphesi varsa bu şüphenin aydınlatılması bakımından da sözleşmede yer alan bu bölüm faydalıdır. Diğer bir deyişle, ispat yükünün yerine getirilmesi için bu bölüm gereklidir. İfa Zamanı Beyan görevinin ne zaman ifa edileceği hususu da uyuşmazlıkların çözümü için önemlidir. TTK m. 1498’in başlığında “sözleşmenin yapılması sırasındaki beyan yükümlülüğü” ifadesine yer verilmesi, beyan görevinin sözleşme kurulmadan önce, kurulduğu ana kadar yerine getirilmesi gerektiğini göstermektedir. Diğer bir deyişle, icap ve kabul arasındaki zaman dilimi, görevin eksiksiz ve doğru olarak yerine getirilebileceği zaman dilimidir. TTK m. 1443’te yer alan “Teklifin yapılması ile kabulü arasındaki değişiklikler hakkında sözleşmenin yapılması sırasındaki beyan yükümlülüğüne ilişkin madde hükümleri kıyas yoluyla uygulanır” ifadesi icap ve kabul arasındaki zamanda görevin devam ettiğini göstermektedir. Sözleşme kurulduktan sonraki olaylar ve gelişmeler ise görev kapsamına dahil olmayacaktır. Bunlar sözleşmenin devamı sırasındaki beyan yükümlülüğüyle ilgili olup bu yazının konusunu oluşturmadığından ayrıntılı olarak açıklanmayacaktır. B. Beyan Yükümlülüğünün İhlali ve Sonuçları 1. İhlali Beyan yükümlülüğü sigorta ettiren tarafından üç şekilde ihlal edilebilir. Bunlardan biri hiç beyan etmeme, diğeri yanlış beyan etme ve sonuncusu da eksik beyan etmedir TTK m. 1435. Sigorta ettiren, bildiği bir husus hakkında sigortacı tarafından sorulmasına rağmen susarsa beyan etmeme şeklinde ihlalde bulunmuş olur. Gerek beyan usulünün kullanıldığı sözleşmelerde gerek liste usulünün kullanıldığı sözleşmelerde beyan yükümlüğünün susmak suretiyle ihlal edilmesi durumunda sigortacı sözleşmeden cayamayacaktır. Zira uygulamada sigortacı, sigorta ettirene verdiği başvuru formunun tam ve eksiksiz olarak doldurulmasını istemektedir. Bu durumda sigortacı eksikliği görerek sözleşmeyi yapmışsa sözleşmeden cayma hakkını kullanamamalıdır. Bu husus TTK m. 1442’de cayma hakkının düşmesi başlığı altında düzenlenerek şu ibarelere yer verilmiştir “1 Cayma hakkı aşağıdaki hâllerde kullanılamaz a Cayma hakkının kullanılmasından açıkça veya zımnen vazgeçilmişse. b Caymaya yol açan ihlale sigortacı sebebiyet vermişse. c Sigortacı, sorularından bazıları cevapsız bırakıldığı hâlde sözleşmeyi yapmışsa.” Bir Yargıtay kararında da bu husus şu şekilde ifade edilerek sorular cevapsız bırakıldığı halde sözleşmeyi yapan sigortacının tazminat ödemekle yükümlü olacağı belirtilmiştir “Somut olayda tüketici kredi sözleşmesinde müteveffanın hayat sigorta yaptıracağının düzenlenmiş olması ve kredi sözleşmesinin yapıldığı banka şubesi tarafından düzenlenen kredi hayat sigortaları başvuru formunun matbu olarak düzenlenerek müteveffanın kimlik bilgileri dışında diğer kısımların doldurulmamış olması da değerlendirildiğinde sigorta ettirenin ihtiyaçlarından ziyade kredi veren kurumun, bankanın ihtiyaçları ve zorlaması ile ortaya çıkan bir sözleşme söz konusu olduğundan sözleşmelerde görülen irade özgürlüğü bulunmadığı, ayrıca eksik beyanda bulunulması halinde sigortalının hangi yaptırımlara maruz kalacağının kendisine bildirilmemesinin bilgilendirme yükümlülüğüne aykırılık teşkil ettiği değerlendirilmeksizin yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.” Yargıtay 17. HD, 2013/7007 E. 2014/6591 K. T. Buna karşın Yargıtay’ın eski bazı kararlarında yukarıda yazılı kararın aksine, sigortalı sağlık durumuna ilişkin form doldurmasa bile bunu bildirmekle yükümlü tutulmuştur “Gerek TTK’nın 1290. maddesi ve gerekse Hayat Sigortası Genel Şartlarının maddesi düzenlemesine göre sigorta şirketinin sorusu üzerine veya her hangi bir soru sorulmadan dolayısı ile buna ilişkin bir form doldurulmadan sigortalı, sözleşmesinin yapılması sırasında kendisinin bildiği ve sigortacının sözleşmeyi yapmamasını veya daha ağır şartlarla yapmasını gerektirecek bütün halleri sigortacıya bildirmekle yükümlü olup, formun doldurulmamış olması sigortalının sağlığına ilişkin konularda sigortacıya bildirimde bulunma yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Bu itibarla mahkemenin sigorta sözleşmesinin yapılması sırasında sigortalı tarafından form doldurulmadığı, dolayısı ile sigortalının sağlığına ilişkin bir beyanda bulunmadığı, bu nedenle doğru beyan yükümlülüğüne aykırı hareket etmediği gerekçesi yerinde değildir. Taraflar arasındaki ikinci sorun ise, poliçenin düzenlenmesi sırasında sigortalının kanser hastası olup olmadığı, bunu kasten gizleyip gizlemediği, dolayısı ile ihbar yükümlülüğüne aykırı davranıp davranmadığıdır. Şayet sigortalı tarafından var olan hastalık kasten bildirilmemiş ise sigortacının sözleşmeden cayma hakkı sözkonusu olup, Dairemiz yerleşik uygulamasına göre TTK’nın 1290/1. maddesindeki ihbar yükümlülüğüne aykırı davranışın gerçekleşebilmesi için bildirilmeyen rahatsızlık ile riziko arasında illiyetin mevcut olması gerekmektedir. Bu itibarla mahkemece, sigortalıya ait tüm tedavi kayıtları dosya içine getirtilerek aralarında genel cerrahi uzmanı olan hekimin de bulunduğu bilirkişi kurulu vasıtasıyla inceleme yaptırılmak suretiyle, sözleşme anında sigortalının savunmada geçen hastalığının bulunup bulunmadığı, mevcut olduğunun tespiti halinde gizlenip gizlenmediği, ölüm rizikosu ile bildirilmeyen hastalık arasında illiyet olup olmadığı değerlendirilerek, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir. ” Yargıtay 11. HD, 2011/4708 E. 2013/5886 K, T. İhbar yükümlülüğünün ihlaline yol açan bir diğer durum, rizikonun gerçekleşmesi bakımından önem arz eden bir konuda sigorta ettirenin yanlış bilgi vermesidir. Burada beyan yükümlülüğü olan kişinin beyanının yanlış olup olmadığını bilmesi önem arz etmez. Diğer bir deyişle hukukumuz bakımından beyan yükümlülüğü olan kişinin yanlış beyanda bulunurken bunu aldatma kastıyla yapıp yapmadığına bakılmayacaktır. Salt yanlış ve eksik beyanda bulunmak TTK m. 1435 gereği beyan yükümlülüğünün ihlali için yeterlidir. Nitekim aksi durumun ispatı oldukça zor olup sigorta ettirenin kasten yanlış beyanda bulunduğuna ilişkin ispat külfetini sigortacıya yüklemek uyuşmazlığın çözümünü de güçleştirecektir. Sigorta ettirenin beyan görevinin ihlali halinde sigortacının cayma hakkı veya prim farkı talep etme hakkı bulunmaktadır. Bu husus TTK m. 1439’da düzenlenmiştir. Buna göre, “1 Sigortacı için önemli olan bir husus bildirilmemiş veya yanlış bildirilmiş olduğu takdirde, sigortacı 1440 ıncı maddede belirtilen süre içinde sözleşmeden cayabilir veya prim farkı isteyebilir. İstenilen prim farkının on gün içinde kabul edilmemesi hâlinde, sözleşmeden cayılmış kabul olunur. Önemli olan bir hususun sigorta ettirenin kusuru sonucu öğrenilememiş olması veya sigorta ettiren tarafından önemli sayılmaması durumu değiştirmez. 2 Rizikonun gerçekleşmesinden sonra, sigorta ettirenin ihmali ile beyan yükümlülüğü ihlal edildiği takdirde, bu ihlal tazminatın veya bedelin miktarına yahut rizikonun gerçekleşmesine etki edebilecek nitelikte ise, ihmalin derecesine göre tazminattan indirim yapılır. Sigorta ettirenin kusuru kast derecesinde ise beyan yükümlülüğünün ihlali ile gerçekleşen riziko arasında bağlantı varsa, sigortacının tazminat veya bedel ödeme borcu ortadan kalkar; bağlantı yoksa, sigortacı ödenen primle ödenmesi gereken prim arasındaki oranı dikkate alarak sigorta tazminatını veya bedelini öder.” Maddede düzenlenen cayma hakkı, Türk Borçlar Kanunu anlamındaki cayma hakkından farklıdır. Türk Borçlar Kanunu’na göre cayma halinde taraflar karşılıklı olarak aldıklarını iade etmekle yükümlü iken sigorta sözleşmesindeki cayma geriye etkili değildir. Cayma hakkı sözleşmeden değil kanundan kaynaklandığı için sigortacı primleri iade etmekle yükümlü değildir[4]. Zira sigortacı cayma anına kadar rizikoyu üstlenerek prime hak kazanmıştır[5]. Bu husus TTK m. 1441’de ifade edilmiştir. Fakat cayma ile sözleşme sona ereceği için sigortacının sigorta tazminatını ödeme borcu da ortadan kalkacaktır. Başka bir deyişle, riziko ölüm gerçekleştikten sonra tazminat talep eden mirasçılara ödeme yapılmayacaktır. Cayma hakkının kullanım şekli ve süresi TTK m. 1440’ta düzenlenmiştir. Caymanın, sigortacının bildirim yükümlülüğünün ihlal edilmiş olduğunu öğrendiği tarihten itibaren 15 gün içinde sigorta ettirene bir beyanla yöneltilmesi gerekir. TTK’da altıncı kitabın ikinci bölümünde hayat sigortasının düzenlendiği kısımda da beyan yükümlülüğünün ihlali hususu düzenlenmiştir. TTK 1497’de yanlış yaş beyanı yer almaktadır. Buna göre, “1 Sigortalının sözleşmenin yapılması sırasında yaşının yanlış bildirilmesi sonucu prim düşük belirlenmişse, sigorta bedeli, gerçek yaşa göre alınması gereken primin, belirlenen prime olan oranına göre ödenir. İndirimden önce riziko gerçekleşip sigorta bedeli ödenmiş ise sigortacı ödediği fazla kısmın geriye verilmesini faiziyle birlikte isteyebilir. 2 Gerçek yaşa göre fazla prim ödenmesi hâlinde, sigorta bedeli ödenen prime göre artırılır. Artırımdan önce sigorta bedeli ödenmiş ise eksik kısım sigortacı tarafından tamamlanır. 3 Sigortacı, yanlış yaş bildirimi sebebiyle sadece gerçek yaşın, sözleşmenin yapıldığı sırada teknik esaslara göre belirlenen sınırlar dışında kalması hâlinde, sözleşmeden cayabilir.” TTK m. 1498’de ise sözleşmenin yapılması sırasındaki beyan yükümlülüğünün ihlali düzenlenmiş olup madde metnine göre, “Sigortacı, yenilemeler de dâhil olmak üzere, sözleşmenin yapılmasından itibaren beş yıl geçmişse, sigorta ettirenin sözleşmenin yapılması sırasında beyan yükümlülüğünü ihlal etmiş olması nedeniyle sözleşmeden cayamaz, sadece prim farkı isteyebilir; meğerki, beyan yükümlülüğü kasıtlı bir şekilde ihlal edilmiş olsun. Sigorta ettiren, prim farkını ödemeyi kabul etmezse sigortacı, riziko gerçekleştiğinde ödenen primle ödenmesi gereken prim arasındaki oranı dikkate alarak sigorta bedelini öder. Ancak, risk artışı beyan yükümlülüğünün ihlali nedeniyle sigortacının teknik esaslarına göre saptanan sınırlarının dışında kalmışsa, sigortacı sözleşmeden cayabilir. Yenilenen sözleşmelerde bu süre, ilk sözleşmenin yapıldığı tarihten başlar.” Sigortacının prim farkını talep etme hakkını kullanması halinde söz konusu prim farkı sigortacının gerçek durumu bilse idi tahsil edeceği prim ile beyan görevinin ihlali sonucu eksik tespit ettiği prim arasındaki fark olacaktır. Uygulamada mahkeme önüne taşınan uyuşmazlıklarda bilirkişi tarafından tüm tedavi kayıtları incelenmekte ve sözleşme yapılırken sigortalının hastalığının bulunup bulunmadığı, eğer var ise bunun sigortalı tarafından gizlenip gizlenmediği, ölüm riziko ile bildirilmeyen hastalık arasında illiyet olup olmadığı incelenmektedir. İnceleme sonucu, sözleşme imzalanmadan önce sigortalının hastalığının olmadığı ve önceden var olan hastalıkları ile ölüm arasında illiyet bağı bulunmadığı tespit edilirse riziko sigorta poliçesi kapsamında sayılacak ve mirasçılara sigortacı tarafından ödeme yapılması gerekecektir. Kusur TTK’da beyan görevinin ihlalinde kusur esası kabul edilmiştir. Zira hayat sigortası sözleşmesi yapılırken sigorta ettiren ve sigortalının hayat sigortası hakkında yeterince bilgi sahibi olmadığını ve rizikoyu etkileyeceği için sigortacıya bildirilmesi gereken hususları tespit etmesinin zor olduğunu söylemek mümkündür. Öte yandan hayat sigortası sözleşmesi yapılırken sigortacının riziko şahsını inceleme ve sözleşmeyi yapıp yapmamaya karar verme özgürlüğü mevcuttur. Bu yüzden, taraflar arasında dengenin sağlanması anlamında kusur esasının kabul edilmesi isabetli olmuştur. TTK m. 1439’da kusur esasına yer verilmiştir. Maddenin ilk fıkrasında yer alan “Sigortacı için önemli olan bir husus bildirilmemiş veya yanlış bildirilmiş olduğu takdirde, sigortacı 1440 ıncı maddede belirtilen süre içinde sözleşmeden cayabilir veya prim farkı isteyebilir. İstenilen prim farkının on gün içinde kabul edilmemesi hâlinde, sözleşmeden cayılmış kabul olunur. Önemli olan bir hususun sigorta ettirenin kusuru sonucu öğrenilememiş olması veya sigorta ettiren tarafından önemli sayılmaması durumu değiştirmez” ifadesi ile cayma, sadece sözleşme süresi içinde riziko gerçekleşmemişse mümkün kılınmıştır. Rizikonun meydana gelmiş olduğu hallerde ise maddenin ikinci fıkrası uygulama alanı bulur ve sigortacı edim yükümlülüğünden tamamen veya kısmen kurtulabilir. Maddenin ikinci fıkrasında bu husus şu şekilde ifade edilmiştir “Rizikonun gerçekleşmesinden sonra, sigorta ettirenin ihmali ile beyan yükümlülüğü ihlal edildiği takdirde, bu ihlal tazminatın veya bedelin miktarına yahut rizikonun gerçekleşmesine etki edebilecek nitelikte ise, ihmalin derecesine göre tazminattan indirim yapılır. Sigorta ettirenin kusuru kast derecesinde ise beyan yükümlülüğünün ihlali ile gerçekleşen riziko arasında bağlantı varsa, sigortacının tazminat veya bedel ödeme borcu ortadan kalkar; bağlantı yoksa, sigortacı ödenen primle ödenmesi gereken prim arasındaki oranı dikkate alarak sigorta tazminatını veya bedelini öder.” Kusur madde metninde ihmal ve kast olarak iki ayrı durum için ele alınmıştır. Özetlemek gerekirse, TTK m. 1439 ilk fıkra uyarınca, riziko gerçekleşmeden önce sigortacı sözleşmenin yapılması sırasındaki beyan görevinin ihlal edildiğini öğrenirse, ihlal edenin kusurlu ya da kusursuz ihlal edip etmediğine bakmaksızın sözleşmeden cayabilecektir. Fakat buna karşın maddenin ikinci fıkrası uyarınca, sigortacı ihbar görevinin ihlal edildiğini riziko meydana geldikten sonra öğrenirse, sigorta ettiren bu görevi kusurlu olarak ihlal etmişse sigortacı prim farkı talep edebilecektir. İhbar görevi ile sorumlu olan kişi kusursuzsa sigortacı sözleşmeden cayamayacak ve prim farkı isteyemeyecektir. Hayat Sigortaları Genel Sartları maddesinde de kusur esasına dayanan bir düzenlemeye yer verilmiştir. Maddeye göre, “Gerek sigorta ettiren gerekse sigortalı ve temsilci, sigorta sözleşmesinin yapılması sırasında kendisince bilinen ve sigortacının sözleşmeyi yapmamasını veya daha ağır şartlarla yapmasını gerektirecek bütün halleri bildirmekle yükümlüdür. Bu yükümlülüğün ihlali halinde, sigortacı durumu öğrendiği tarihten itibaren bir ay içinde sözleşmeden cayabilir veya sözleşmeyi yürürlükte tutarak sekiz gün içinde prim farkını talep edebilir. Ancak, sigortacının bildirilmemiş, eksik veya yanlış bildirilmiş olan hususları bilmesi veya ihbar etmemenin ya da yanlış ihbar etmenin kusura dayanmaması halinde cayma caiz değildir. Bu durumda rizikonun kabul edildiğinden daha yüksek olması nedeniyle daha fazla bir prim alınması gerekiyorsa sigortacı durumu öğrendiği tarihten itibaren sekiz gün içinde prim farkını talep edebilir. Sigorta ettiren, talep edilen prim farkını kabul ettiğini sekiz gün içinde bildirmediği takdirde sözleşmeden cayılmış olur. Ancak, prim farkının kabul edilmemesi nedeniyle sözleşmeden cayılması sigortacının gerçeğe aykırı veya eksik beyanı öğrendiği tarihten itibaren bir aylık süre içinde söz konusudur. Beyan yükümlülüğünün kasıtlı ihlalinde sigortacı riziko gerçekleşmiş olsa bile sözleşmeden cayabilir ve prime hak kazanır. Kastın söz konusu olmadığı durumlarda riziko; sigortacı durumu öğrenmeden önce veya sigortacının cayabileceği veya caymanın hüküm ifade etmesi için geçecek süre içinde gerçekleşirse, sigortacı tazminatı o tazminata ilişkin olarak tahakkuk ettirilen prim ile tahakkuk ettirilmesi gereken prim arasındaki orana göre öder.” Maddede geçen kast ifadesinden, riziko bakımından önem arz eden durumu bilerek ve isteyerek beyan etmemek anlaşılmalıdır[6]. Kastın varlığı için illa sigorta ettirenin sigortacıya zarar verme amacı aranmaz. Başvuru formundaki sorunun yanlış cevaplanması kusurdur ve soruyu cevaplayan kişinin hata yapması yahut soruyu anlamamış olması kusuru ortadan kaldırmaz. Sigortacının birlikte kusuru da beyan görevin ihlal edilmiş olmasına engel değildir. Yargıtay’ın kusur durumunu değerlendirdiği bir kararına göre, “Davacılar murisine, tarihinde kanser teşhisinin konulduğu, murisin tarihli sözleşme ile banka kredisi kullandığı, sigorta poliçesinin ise tarihinde düzenlendiği dosya kapsamı ile sabittir. Davacılar murisine teşhisin konulduğu tarih ile poliçe tanzim tarihi arasında 1 yıla yakın zaman bulunduğu, bu kadar uzun bir sürede, kanser gibi ağır tedavi süreçlerinin uygulandığı bir hastalığı murisin öğrenmemesi ve hastalığın muristen gizlenebilmesinin hayatın olağan akışına pek de uygun olmadığının kabulü gerekir. Bu nedenle mahkemenin gerekçesi yerinde olmamıştır. Bu durumda mahkemece, davacılar murisi sigortalıya ait eksik tedavi belgeleri de dosya içine getirtilerek, muriste mevcut kanser hastalığı konusunda uzman doktorun da yer aldığı bilirkişi kurulundan, ölüm rizikosu ile bildirilmeyen bu hastalık arasında illiyet olup olmadığı konularında, ayrıntılı, gerekçeli, denetime elverişli bir rapor alındıktan sonra, oluşacak sonuca göre illiyet bağının bulunduğu da saptandığı takdirde, zararın teminat dışı olması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken; yanılgılı değerlendirme, hatalı gerekçe ve eksik incelemeyle yazılı olduğu şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.” Yargıtay 17. HD, 2014/20734 E. 2017/3231 K. T. Aydınlatma Yükümlülüğünün İhlali Uygulamada uyuşmazlıkların çözümünde değerlendirilmesi gereken bir diğer konu da sigorta ettirenin beyan görevine karşılık sigortacının aydınlatma yükümlülüğünün bulunup bulunmadığıdır. TTK’nın yukarıda da bahsettiğimiz hükümlerinde sigortacı için açıkça herhangi bir beyan görevi belirlenmemiştir. Madde metinlerinde sadece “sigorta ettiren” zikredilmiştir. Ancak doktrinde, sigorta ettirenin beyan görevini tam olarak ifa edebilmesi için sigortacının da culpa in contrahendo kapsamında aydınlatma yükümlülüğünün bulunduğu görüşü dile getirilmektedir[7]. TTK m. 1423’te “aydınlatma yükümlülüğü” başlığı altında “1 Sigortacı ve acentesi, sigorta sözleşmesinin kurulmasından önce, gerekli inceleme süresi de tanınmak şartıyla kurulacak sigorta sözleşmesine ilişkin tüm bilgileri, sigortalının haklarını, sigortalının özel olarak dikkat etmesi gereken hükümleri, gelişmelere bağlı bildirim yükümlülüklerini sigorta ettirene yazılı olarak bildirir. Ayrıca, poliçeden bağımsız olarak sözleşme süresince sigorta ilişkisi bakımından önemli sayılabilecek olayları ve gelişmeleri sigortalıya yazılı olarak açıklar. 2 Aydınlatma açıklamasının verilmemesi hâlinde, sigorta ettiren, sözleşmenin yapılmasına ondört gün içinde itiraz etmemişse, sözleşme poliçede yazılı şartlarla yapılmış olur. Aydınlatma açıklamasının verildiğinin ispatı sigortacıya aittir” ibarelerine yer verilmiştir. Bu durumda, doktrinde daha önce culpa in contrahendo’ya dayandırılan yükümlülüğün kanuni dayanağa kavuşturulduğu söylenebilecektir. Sigortacı da sözleşmeden önce sigorta ettirene yazılı olarak vereceği bilgiler ile beyan yükümlülüğünün yerine getirilmesine katkıda bulunmakla yükümlüdür. Bu durumda sözleşme öncesi beyan yükümlülüğünün gereği gibi yerine getirilmemesine sigortacının aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmemesi sebebiyet vermişse bu durumda sigortacı sözleşmeden cayma hakkını kullanamamalıdır. Zira kimse kendi kusurundan menfaat elde edemez. Nitekim TTK m. 1442/1,b’de caymaya yol açan ihlale sigortacı sebebiyet vermişse cayma hakkının düşeceği belirtilerek bu duruma işaret edilmiştir. İspat yükü Hayat sigortasında sözleşme sırasındaki beyan yükümlülüğünün ihlali halinde bu ihlali ve kusurun varlığını ispat yükü basiretli tacir olarak sigortacıya aittir. Sigortacı, sigorta ettirenin beyan görevini ihlal ettiğini ve soru listesindeki sorulara yanlış cevap verdiğini ispat etmelidir. Başvuru formundaki sağlık bölümünü sigorta ettirene doldurtmayan ve imzasını almayan sigortacının bu anlamda ispat yükünü yerine getirmediğini söylemek mümkündür. Yargıtay’ın bir kararına göre de, “Poliçenin incelenmesinde poliçenin hiçbir sayfasında sigortalının imzasının bulunmadığı, sigortalının sağlık beyanının alınmadığı anlaşılmaktadır. Sigorta şirketi olan davalının, poliçenin tanzimi sırasında basiretli bir tacir gibi davranarak sigortalıya bu hususlarda gerekli soruları yöneltip, cevaplarını alması gerekmektedir. Basiretli bir tacir gibi davranmayarak, sigortalıya gerekli soruları yöneltmeyen, poliçede imzasını almayan, ancak buna rağmen poliçe prim bedelinin tamamını tahsil eden davalı sigorta şirketinin, sigortalının bildirim yükümlülüğünü yerine getirmediğini ileri sürerek bu durumdan lehine sonuç çıkarması kabul edilemez. Bu nedenle, davacının poliçe bedelinden miras hissesine düşen kısmın tamamını talep etme hakkının olduğu kabul edilerek karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu şekilde sürprim uygulaması yapılarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olması doğru görülmemiştir” Yargıtay 17. HD, 2013/18506 E. 2015/10521 K. T. Sigorta ettiren, riziko şahsıyla ilgili bildiği bir hususu beyan etmemişse karine olarak kusurlu kabul edilir ve aksini ispatla yükümlüdür. Sigorta ettirene soru listesi verilmemişse, sorulara cevap vermesi istenmemişse sigortacı da kusurlu kabul edilir ve olaya göre ispat yükünün yer değiştirmesi mümkündür. İlliyet bağı TTK m. 1437’de, “Tazminat ve bedel ödemelerinde, bildirilmeyen veya yanlış bildirilen bir husus ile rizikonun gerçekleşmesi arasındaki bağlantı, 1439 uncu maddede öngörülen kurallar uyarınca dikkate alınır” ifadesine yer verilerek illiyet prensibine vurgu yapılmıştır. Yani, sigortacının cayma hakkı ancak beyan yükümlülüğünün ihlali ile gerçekleşen olay arasında illiyet bağı varsa gündeme gelecektir; illiyet bağı yoksa sigortacı tazminatı ödemek durumunda kalacaktır. TTK m. 1439’da “Sigorta ettirenin kusuru kast derecesinde ise beyan yükümlülüğünün ihlali ile gerçekleşen riziko arasında bağlantı varsa, sigortacının tazminat veya bedel ödeme borcu ortadan kalkar; bağlantı yoksa, sigortacı ödenen primle ödenmesi gereken prim arasındaki oranı dikkate alarak sigorta tazminatını veya bedelini öder” ifadesine yer verilerek sigorta ettireni oldukça koruyucu bir düzenleme getirilmiştir. Dipnotlar Kanıbelli, Özsev, “Hayat Sigortasında Sözleşme Öncesi İhbar Görevi”, Yeditepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, s. 4. ↩︎ Özdamar, Mehmet, “Sigortacının Sorumluluğu İle İlgili Gelişmeler Sigortacının Aydınlatma Yükümlülüğünden Doğan Sorumluluğu”, Sorumluk ve Tazminat Hukuku Sempozyumu, 2009, s. 439. ↩︎ Eroğlu, Sevilay, Hastalık Sigortası Sözleşmesinin Kurulmasında İhbar Külfeti, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2005, s. 103. ↩︎ Kanıbelli, s. 71. ↩︎ Kanıbelli, s. 72. ↩︎ Eroğlu, s. 244. ↩︎ Özdamar, s. 430; Eroğlu, s. 194. ↩︎ Krediye bağlı hayat sigortası sözleşmelerinin akdinde ayrım, sigorta bedeline göre yapılmaktadır. Uygulamada krediye bağlı hayat sigortası sözleşmesi, sabit, değişir veya azalan sigorta bedelli olarak yapılabilmektedir. Krediye bağlı hayat sigortası sözleşmesinin ilk ortaya çıktığı dönemlerde uygulanan sabit bedelli krediye bağlı hayat sigortası sözleşmesinde, sigorta bedeli sözleşme süresi boyunca değişmeden sabit kalmaktadır. Krediye bağlı hayat sigortası sözleşmesinin sabit bedelli şekilde akdedilmesinin en önemli sonucu, rizikonun gerçekleştiği tarihte kredi borcu tamamen veya kısmen ödenmiş ise, sigorta bedelinden “mirasçılara” Veya mirasçılar dışındaki tali lehtarlara ödenecek “artık” bir bedelin mevcudiyetidir. Azalan teminatlı krediye bağlı hayat sigortası sözleşmelerinde, sigorta bedeli, önceden belirlenmiş taksit planına göre düzenli bir şekilde belli periyotlarla azalmaktadır. Krediye bağlı hayat sigortası sözleşmesinin azalan bedelli akdedilmesinin en önemli sonucu ise, prim miktarının, sabit bedelli krediye bağlı hayat sigortası sözleşmesine kıyasla çok daha düşük olmasıdır. Krediye bağlı hayat sigortasının bir diğer türü olan değişir sigorta bedelli krediye bağlı hayat sigortası sözleşmesinde, sigorta bedeli hesap borç bakiyesine karşılık gelmekte ve azalan bedelli krediye bağlı hayat sigortası sözleşmesinde olduğu gibi, sigorta bedeli sigorta süresi içinde değişmektedir. Bu halde, toplam sigorta süresi için tek prim ödenmesi söz konusu olmamakta; kredi borç hesabındaki bakiye aylık olarak bildirilmekte ve bu şekilde bakiye borcun durumuna göre sigorta sözleşmesinde de değişiklik yapılmaktadır. Bu nedenle, değişir bedelli krediye bağlı hayat sigortası sözleşmesinin azalan bedelli krediye bağlı hayat sigortası sözleşmesinden en önemli farkı, taksit ertelemeleri ve süre uzatılması gibi kredi sözleşmesinde ortaya çıkabilecek değişikliklerin sigortacı tarafından dikkate alınarak o ay ödenmesi gereken primin buna göre belirlenmesidir. Azalan ve değişir bedelli krediye bağlı hayat sigortası sözleşmelerinin ortak özelliği, değişen bedelli krediye bağlı hayat sigortası sözleşmelerinde olduğu gibi, riziko gerçekleştiğinde, kredi borcunun ödenmesinden sonra sigorta bedelinden mirasçılara ödenmesi gereken artık bir meblağ bulunmamasıdır. Ancak, azalan bedelli krediye bağlı hayat sigortası sözleşmeleri, değişir bedelli krediye bağlı hayat sigortası sözleşmesinden farklı olarak, sigorta bedeli, “önceden kesin olarak belirlenmiş bir taksit planı çerçevesinde” azalmaktadır. Krediye bağlı hayat sigortası sözleşmesi, öğretide, “bir kredi kuruluşundan alınan kredi borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla akdedilen; ölüm rizikosunun gerçekleştiği ve kredi borcunun ödenmemesi ihtimalinde, sözleşmede belirlenen sigorta bedelinin bakiye kredi borcuna tekabül eden miktarı ile sınırlı olmak üzere, lehtar sıfatını haiz kredi kuruluşuna; rizikonun gerçekleştiği sıradaki bakiye borç miktarının sigorta bedelinden daha düşük olduğu hallerde ise artan meblağın sözleşmede belirlenen diğer lehtara/lehtarlara veya mirasçılara ödendiği özel bir hayat sigortası türü” olarak tanımlanmaktadır. Bu tanımdan anlaşılacağı üzere, krediye bağlı hayat sigortası sözleşmesinin, öğretide neredeyse istisnasız olarak hayat sigortalarının bir türü olduğu kabul edilmektedir. Hayat / meblağ sigortalarında amaç, riziko şahsının ölümü veya belli tarihte hayatta kalması halinde poliçede belirlenen meblağın lehtara ödenmesi iken, zarar sigortalarında rizikonun gerçekleşmesi sebebiyle ortaya çıkan “zarar”ın tazmini hedeflenmektedir. Dolayısıyla zarar sigortalarında sigortacının yapacağı ödeme “zarar” tutarı ile sınırlıdır. Krediye bağlı hayat sigortası sözleşmesinin hukuki niteliğine ilişkin bir değerlendirme yapılabilmesi için, sözleşmenin kurulmasına ve özellikle de sigorta bedelinin ödenmesine ilişkin bazı temel esasların dikkate alınması gereklidir. Uygulamada kullanılan krediye bağlı hayat sigortası genel şartlarında, “sigortalının ölüm tarihinde kredi borcunun henüz ödenmediği hallerde, sigorta bedelinin kredi kuruluşuna; kredi borcunun ödenmiş olduğu ihtimalde ise sigorta bedelinin tamamının veya bakiye borcun kredi kuruluşuna ödenmesinden sonra sigorta bedelinden artan kısmının sigortalının mirasçılarına ödeneceği” yönünde kayıtlara yer verilmektedir. Buna göre, krediye bağlı hayat sigortası sözleşmelerinin, rizikonun gerçekleştiği tarihte bakiye borcun ödenmiş olup olmadığına göre iki farklı görünümü ortaya çıkmaktadır. Kredi borçlusunun ölümü tarihinde kredi borcu tamamen ödenmiş ise “sözleşmede belirlenen meblağın lehtara uygulamada çok defa mirasçıya ödenmesi” söz konusu olduğundan bu ihtimalde, krediye bağlı hayat sigortası sözleşmesinin “hayat-meblağ” sigortası niteliğinde bir tereddüt olmayacaktır. Krediye bağlı hayat sigortası sözleşmesinin hukuki niteliği ile ilgili olarak asıl incelenmesi gereken, ölüm rizikosunun gerçekleştiği tarihte bakiye kredi borcunun ödenmemiş olması ihtimalidir. Zira bu halde, krediye bağlı hayat sigortası, aslında “kredi kuruluşunun alacağının ödenmesine”, diğer bir ifade ile “sözleşmede belirlenen rizikonun gerçekleşmesinin sebep olacağı zararı karşılamaya” hizmet etmekte ve dolayısıyla hukuki nitelik bakımından zarar sigortalarına yaklaşmaktadır. Özellikle de “azalan teminatlı” şekilde akdedilen krediye bağlı hayat sigortası sözleşmelerinde bu durum daha da belirgin hale gelmektedir. Azalan teminatlı krediye bağlı hayat sigortası sözleşmelerinde, ödeme planındaki her vade sonunda, o vadede geri ödenmesi gereken anapara tutarı ile orantılı şekilde teminat tutarı da azalmakta ve nihai olarak rizikonun gerçekleştiği tarihte geçerli olan teminat tutarı, kredi sözleşmesindeki ödeme planı uyarınca rizikodan önceki son vadede olması gereken bakiye borç tutarına eşit olmaktadır. Bu ihtimalde, sigorta bedeli, bakiye kredi borcu ile orantılı şekilde azaldığı ve her vade sonunda bakiye borç tutarı ile teminat tutarı eşitlendiği için mirasçıların veya diğer üçüncü kişilerin talî lehtar olarak belirlenmesi söz konusu olmamakta; sadece kredi kuruluşuna rizikonun gerçekleştiği tarihteki “alacak” miktarı ile sınırlı ödeme yapılmaktadır. Bu ihtimalde krediye bağlı hayat sigortası sözleşmesi sadece kredi kuruluşunun alacağının ödenmesine, diğer bir ifade ile aslında “ölüm rizikosunun gerçekleşmesinin sebebiyet vermesi muhtemel bir zararı karşılamaya” hizmet etmektedir. Bu açıklamalar çerçevesinde, kanaatimizce, krediye bağlı hayat sigortası sözleşmesinin, azalan teminatlı şekilde akdedildiği hallerde “amaç” bakımından zarar sigortalarına benzediği; sabit teminatlı akdedildiği hallerde ise “amaç” bakımından hem meblağ hem de zarar sigortalarına benzeyen “karma” nitelik taşıdığı sonucuna varılmalıdır. Krediye bağlı hayat sigortalarına ilişkin olarak Türk Ticaret Kanunu’nda veya 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nda SK herhangi bir düzenleme mevcut olmadığı gibi, SK uyarınca hazırlanmış ayrı bir krediye bağlı hayat sigortası genel şartı da bulunmamaktadır. Bu nedenle uygulamada, krediye bağlı hayat sigortası sözleşmeleri, hayat sigortalarının özel bir türü olduğu gözetilerek, hayat sigortası sözleşmelerine ilişkin düzenlemeler ve hayat sigortası sözleşmesi genel şartları çerçevesinde akdedilmektedir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda Sigorta Hukuku Kitabının Birinci Kısmında “Genel Hükümler” başlığı altında hem zarar hem de hayat sigortaları bakımından ortak olarak uygulanacak hükümler yer almaktadır. Kanunun İkinci Kısmında 1487. ile 1520. maddeler arasında hayat sigortalarına ilişkin özel ve ayrıntılı düzenlemelere yer verilmiştir. Türk Ticaret Kanunu’nun hem tüm sigorta türleri bakımından ortak olan TTK genel hükümleri, hem de 1487 yer alan hayat sigortalarına ilişkin özel hükümleri krediye bağlı hayat sigortaları bakımından da uygulanacaktır. Ayrıca krediye bağlı hayat sigortaları bakımından sigortacılık faaliyetlerinin yürütülmesine ve denetlenmesine ilişkin hükümlerin yer aldığı 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’ndaki bazı hükümlerin uygulanması da gündeme gelebilecektir. Doğrudan ve özel olarak krediye bağlı hayat sigortalarına ilişkin hükümlerin yer aldığı tek düzenleme, 2015 tarihli “Bireysel Kredilerle Bağlantılı Sigortalar Uygulama Esasları Yönetmeliği”dir. Yönetmelikte, kredi kuruluşunun sözleşmenin yapılmasından önceki safhada kredi kullananı bilgilendirme yükümlülüğüne, sigorta teminat tutarı ve süresine, sigorta sözleşmesinin yenilenmesine dair ayrıntılı sayılabilecek bazı düzenlemeler bulunmaktadır. Ayrıca, Yönetmeliğin yürürlüğe girmesinden kısa bir süre sonra, Yönetmeliğin uygulanmasına ilişkin Genelgeler yayımlanmıştır. Krediye bağlı hayat sigortası sözleşmesi genel olarak orta ve kısa vadeli, geri ödemesi kredi alanın gelir durumuna bağlı olan kredi sözleşmeleri ile birlikte akdedilmektedir. Bu tür kredilerin başında tüketici kredileri gelmektedir. Tüketici işlemlerinde, tüketicinin çok defa işlemin karşı tarafına göre daha zayıf konumda olması, tüketicinin korunmasına yönelik özel düzenlemelerin yapılmasını gerektirmektedir. Ülkemizde de bu ihtiyaç “tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalar” bakımından 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun hükümleri ile karşılanmaktadır. Zira yukarıda belirttiğimiz gibi, 6502 sayılı TKHK’nda tüketici işleminin, “sigorta sözleşmelerini” de kapsayacak şekilde tanımlanması ve diğer taraftan da çalışma konumuzu oluşturan krediye bağlı hayat sigortası sözleşmelerinin en yoğun şekilde tüketici kredileri ile birlikte akdedilmesi karşısında tüketicinin korunmasına ilişkin mevzuat hükümlerinin krediye bağlı hayat sigortası sözleşmeleri bakımından uygulanıp uygulanmayacağının tespiti gereklidir. Dolayısıyla tüketici hem sigorta hukuku açısından hem de tüketici hukuku açısından korunmaktadır. Uyuşmazlığın; konut kredi ödemeleri devam ederken hayat sigorta poliçesinin tahsilatsızlık nedeniyle iptal edilmesi, kefil ve kanuni varislerin poliçeyi kredinin teminatı kabul ederek tazminat talebinde bulunması, sigorta şirketinin tazminat ödemesini kabul etmemesi, hayat sigortaları ihtiyari sigortalar olduğundan kredi kullandıran bankanın davada taraf olmayı kabul etmemesinden kaynaklandığı görülmüştür. Yukarıda ayrıntısıyla belirtilen delillerden anlaşılacağı üzere; Sözleşme Öncesi Bilgi Formu’ nda hayat sigorta yaptırılmasının zorunlu olmadığı ve isteğe bağlı olduğunun belirtildiği, ödeme planının ikinci sayfasında müşterinin sigorta yaptırıp yaptırmama konusunda serbest bırakıldığı, sigorta primlerinin ödenmemesi halinde her türlü sorumluluğun müşteriye ait olduğu, Konut Kredi Sözleşmesinde vefat halinde ödenecek tazminattan o tarihte bankaya borcun mahsubundan sonra kalan meblağın mirasçılara ödenmesinin taahhüt edildiği, sigorta katılım sertifikasında herhangi bir taksidin vadesinde ödenmemesi halinde sigortanın sona erdirileceği belirtilmiştir. Rüyada iki çeyrek altın görmek, rüya sahibinin hayırlı gelişmelerle karşılaşacağını ve güzel günlere tahmin edilenden daha hızlı ulaşacağını gösterir. Rüyasında iki tane çeyrek altın gören kişi, önlemlerini alarak ve gelişmeleri doğru bir şekilde planlayarak çok daha iyi noktalara 29, 2020Rüyada Çeyrek altın Görmek Ne Anlama Gelir?Rüyada altın bulmak sıkıntıya gireceğinize işarettir. Karamsar bir dönemin sizi beklediği şeklinde yorumlanmıştır. Rüyada çeyrek altın görmek, ferahlığa ve kişinin hayatında mutlu olacağı gelişmeler ile karşılaşacağına işaret eder. Ayrıca rüyada çeyrek altın görmek imana, kişinin hidayete ereceğine de altın görmek ne anlama gelir diyanet?Rüyada altın görmek diyanet tabiri ile kazancın artması olarak yorumlanır. Rüyada altın görmek genel olarak neşeye ve sevince işaret eder. … Rüyada altın görmek yakın zamanda rahata ermeye ve yakın çevrenizden destek görmeye tabir birinin sana altın vermesi ne demek?Rüyada birinin altın vermesi, ölü biri açısından ise, cefa ve sıkıntılardan kurtulmaya işaret etmektedir. … Rüyayı gören kadın ise ve altını kendisine bir erkek vermiş ise, bir erkekle gizli ilişki yaşayacağına delalet eder. Ancak rüyanın, bu durumu er veya geç ortaya çıkacağı bakımından kişi altın görmek ne anlama gelir?Rüyada altın görmek; kişinin maddi olarak zengin olacağına delalet eder. … Bu nedenle rüyada altın görmek rüyayı gören kişi için, borçtan kurtulacağına, gam ve kederin biteceğine işarettir. Bazı kere de çeyrek altın görmek, rüyayı gören kişinin sevdiği kişiye kavuşacağına, işlerde yardımcıya delalet altın bulup toplamak ne anlama gelir?Rüyada altın topladığını görmek, kişinin elde edeceği başarı ve huzur anlamına yorumlanmaktadır. Rüyada altın topladığını görmek, rüya sahibinin güzel bir döneme gireceğine, küskünlüklerin son bulacağına altın saklamak ne anlama gelir?Rüyada altın saklamak; rüya sahibinin kendisine verilecek olan bir sırra veya çok şaşırtıcı bir olaya şahit olmaya işaret eder. … Aynı zamanda topraktan altın çıkarmak emanet ve kısmet demektir. Rüyada altın bilezik, küpe benzeri ziynet eşyası görmek; rüya sahibine uğrayacak rüyada altın görmek ne anlama gelir?Hamile bir kadının rüyasında altın görmesi, bebeğin kız olacağının dolaşımı Sponsorlu Bağlantılar Ölen kişinin kredi kartı borcu silinir mi veya ölen kişinin kredi borcu ne olur gibi soruların tek bir cevabı yoktur aslında. Süreçte önemli olan şey borca konu olan kredi veya kredi kartının teminat şartının ne olduğudur. Örneğin çektiğiniz kredinin bir kefili varsa ölümünüzden sonra banka kredi riskinin tahsili için kefilin üzerine gidecektir. Kefili yoksa mirasçıların üzerinden tahsil yoluna gider. Çünkü borç asla ölmez. Tıpkı kişinin alacaklarının varislerine devir olması gibi borçları da devir kişiyle birlikte borç oldu diye düşünen çok insan vardır. Ancak çoğu bilgi gibi bu da yanlış bilgilerden biridir. Türk medeni kanunu, miras hukuku gereği borç ölmez ve miras kalır. Silinir düşüncesiyle hareket etmek kredi sicili de mahveder. Sponsorlu Bağlantılar Kredi Hayat Sigortası neden işe yararKredi hayat sigortası çoğu zaman lüzumsuz görünür. Kişiler kredi kullanımı yaparken ilâve bir masraf çıkıyor diye hayat sigortası yaptırmaz veya yaptırmak istemez. Halbuki kişinin ölümünde şüpheli bir neden yoksa sigorta şirketi kredi veya kredi kartı borçlarının tamamı ödenir. Hatta bazı hayat sigortalarının poliçelenme tarzına göre mirasçılara alacak olarak nakit bile ödendiği kişinin kredi kartı borcu ne olur?Mirası devir alacak kişinin yapması gereken şey kredi veya kredi kartı kullanılan bankadaki borç durumunu öğrenmenin yanında mutlaka yapılan bir sigortanın olup olmadığı sorgulanmalıdır. Ölen kişinin kredi kartı borcu normal şartlar altında silinmez. Ancak ortada bir sigorta söz konusuysa ve sigorta poliçesindeki şartlar sağlanıyorsa borç sigorta şirketinden tahsil de olağan üstü durumlar mevcut. Bankalar her zaman ölüm halinde kişinin borçlarını tahsil etme yoluna gitmez. Özellikle doğal afet, sosyal duyarlılık içeren projeler gibi durumlarda, ölen kişinin kredi borcu silinir mi, banka özelinde değerlendirilir. Banka bu durumda borcun ötelenmesi veya borcun silinmesi kararı bir kredi ilişkisi içine giriyorsanız, özellikle çekeceğiniz tutarların vadesi uzunsa, çekeceğiniz tutarın büyüklüğüne ve poliçe primine aldırmadan hayat sigortası yaptırmanızı tavsiye ediyoruz. Zira ancak bu şartlarda borcunuz miras gibi mirasçılarınıza veya kefilinize kalmayacaktır. KREDİ ÇEKEN ÖLÜNCE KEFİLLERİN SORUMLULUĞU KALMAZ. ÖLENİN BORCU HAYAT SİGORTASINDAN TAHSİL EDİLİR. Ölen banka borçlusunun kredisinden kefil sorumlu olmaz DİYARBAKIR 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TÜKETİCİ MAHKEMESİ SIFATIYLA ESAS NO 2011/367 KARAR NO 2014/1021 DAVA Menfi Tespit – İstirdat DAVA TARİHİ 04/04/2011 KARAR TARİHİ 15/05/2014 Davacı tarafından mahkememize açılan menfi tespit-istirdat davasının yapılan yargılaması sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacıların murisi S. A. ile davalı arasında tarihinde Tüketici Kredisi Sözleşmesi düzenlendiğini, bu sözleşmede kefil olarak mirasçısı ve eşi R. A. ile B. A.’ın imzalarının bulunduğunu, kredi alan S. A.’nın tarihinde vefat ettiğini, vefat tarihinden dava tarihine kadarda ödenmesi lazım gelen vadesi gelmiş taksitlerin bankaya ödendiğini, davacılardan R. A.’nın kalan borcun ödenmesini sürdürürken eşinin olası bir hayat sigortası poliçesinden istifade edilip edilmeyeceği hususunda bankaya başvurduğunu, bankanın poliçeyi vermediğini, uzun süre oyalamadan sonra ancak tarihinde hayat sigortası poliçesine ulaşabildiğini, davalı şubenin kredi sözleşmeden kaynaklanan hayat sigortasının yenileme hakkı ve yetkisini kullanarak AKM12008000322 nolu Hayat Sigortası Poliçesini dava dışı iştiraki olan F. Emeklilik Hayat düzenlettiğini, ancak poliçede yazan vefat teminat tutarlarının aylara göre değişim ile birlikte aya göre kalan banka kredi borcunu karşılamadığını, bankanın poliçeyi düzenletirken kredi süresi olan 5 yıllık geri ödemeyi göz ardı ederek 1 yıl içerisinde ödenecekmiş gibi bir poliçe tanzim ettirdiğini, vefat tarihi olan tarihinde bankaya kalan borcunun dava değeri kadar iken bankanın sözleşmeye aykırı bir şekilde hatalı olarak düzenlettiği hayat sigortası poliçesi uyarınca ölüm teminatı TL olduğunu, eğer banka poliçe düzenlettirirken aylık kalan borcuna göre vefat teminatı ödenecek şekilde bir düzenlemede bulunsa idi bu durumda vefat halinde ölüm teminatının kalan borcu kapsayacağı için mirasçıların ve kefillerin böyle bir borcu bulunmayacağını, davalı bankanın hem kusurlu olarak hatalı poliçe düzenlettiğini, hem de mirasçıları ve kefili kalan borcu ödemekle karşı karşıya bıraktığını, kredi hayat sigorta sözleşmesinin genel olarak, kredi alanın ölümü üzerine, bakiye kredi borcunun ödenmesine güvence sunan özel bir hayat sigortası olarak tanımlanmakta olup, kredi alacaklısının, kredi borçlusunun hayatı üzerine sigorta sözleşmesi akdettiğini, kredi çekilirken düzenlenen hayat sigortası poliçesinin amacının tüketicinin olası ölümü halinde kredi kullandırtan bankanın alacağına daha çabuk ulaşması ve mirasçılık veya kefillik statüsü sebebiyle kişilerin mağdur olmaması olduğunu, ancak bu amacın dışında sırf sigorta poliçesi yaptırmak amacıyla sigorta yaptırıldığını, poliçedeki vefat teminatı miktarı ile kredi süresi, ölüm halinde kalan borç arasında orantısızlık olduğunu, buna sebebiyet verenin davalı olduğunu, vefat edenin eşi ölümden sonrada davacıya kredi borcunu ödemesi gerektiği bildirildiği için vadesi gelen borcun vade tarihinde ödendiğini, bu nedenlerle kalan taksitlerin dava sonuna kadar ödenmemesi hususunda tedbir kararı verilmesine, davacı R. A. tarafından ödenen toplam TL’nin vade tarihinden itibaren işleyecek ticari reeskont faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, kefillerin ve mirasçıların kredi sözleşmesi uyarınca davalıya TL borcunun olmadığına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili havale tarihli dilekçesinde özetle, davalıya değişik tarihlerde ödenen toplam TL nin ödeme tarihinden itibaren faizi ile birlikte istirdadını talep etmiştir. YANIT Davalıya usulüne uygun tebligat yapılmış, davalı herhangi bir yanıt vermemiştir. Davalının bilirkişi raporuna karşı sunmuş olduğu tarihli dilekçesinde özetle; müvekkili banka aleyhine açılan davanın hukuki dayanaktan yoksun olup reddi gerektiğini, öncelikle söz konusu davada husumetin müvekkili bankaya yöneltilmesinin mümkün olmadığını, huzurdaki davanın davacılar murisi ile sigorta şirketi arasında düzenlenmiş sigorta poliçesinden kaynaklanmakta olup, davanın sigortacıya yöneltilmesi gerektiğini, bu sebeple müvekkili banka açısından davanın husumet yönünden reddine karar verilmesini talep ettiklerini, davacılar murisinin ne şekilde vefat ettiği dosya kapsamından anlaşılamadığını, mahkemeye ibraz edilen tarihli bilirkişi raporunun hukuki dayanaktan yoksun bulunduğunu, raporun incelenmesinde bankacı-hukukçu bilirkişinin uzmanlığının hangi alanda olduğu belli olmadığını, seçilmesi zorunlu bazı halde seçilen hukukçu bilirkişinin bilirkişilik yapacağı hukuk dalında en azından diğer meslektaşlarına oranla fark yaratmış olmasının aranacağını, bu anlamda Sigorta Hukuku konusunda herhangi bir bilgisi, tecrübesi, uzmanlığı olmayan bilirkişinin raporuna itibar edilmesinin mümkün olmadığını, mahkemece banka, sigorta ve hukuk bilirkişilerinden oluşan bir heyetten bilirkişi raporu alınması gerekir iken tek bilirkişiden dosyadaki ihtilafın çözümü yönünde rapor aldırılmasının yeterli olmadığını, bu sebeple öncelikle bu yöndeki itirazın dikkate alınarak dosyanın uzman bilirkişi heyetince yeniden değerlendirilerek denetime uygun rapor aldırılmasına karar verilmesini talep ettiklerini, bilirkişice düzenlenen raporda, tek taraflı olarak sadece davacı iddia ve savunmalarına hukuki gerekçelermiş gibi yer verildiğini, dava dışı sigorta şirketi tarafından davacıların murisine “azalan kapitalli sigorta poliçesi” yapılmış olup, sigorta şirketi tarafından murisinin vefatı üzerine müvekkili bankaya ödenen tutarın TL olduğunu, geriye kalan tutardan kredi kefilleri ile mirasçıların sorumlu olduklarının kuşkusuz olduğunu, davacıların kredinin geriye kalan tutarından borçlu olmadıklarının tespiti yönündeki talepleri ve vefattan sonra krediye ödemiş oldukları taksitlerinin istirdadının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, davacılar murisi ile dava dışı sigortacı arasında düzenlenen “azalan kapitalli hayat sigortası” sözleşmesinde vefat teminat tutarlarına aylara göre azalan şekilde göre, rizikonun belirlendiğini, riziko tarihinin vefat tarihi olduğunun sözleşmede açıkça belirtildiğini, ayrıca müşterinin tamamen kendi bilgisi ve talebi dahilinde azalan kapitalli hayat sigortası yaptırmayı kabul ettiğini ve poliçenin kapsamı ile ilgili bilgilendirildiğini, zira murisin mesleki durumu göz önüne alındığında, keşide edilen poliçeden bihaber olmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, bilirkişice vefat tarihindeki teminat tutarının TL olarak tespit edilip, murisin vefat tarihi itibariyle kredi borç bakiyesini TL belirleyerek teminat kapsamında kaldığı yönündeki tespitinin yanlış olduğunu, murisin vefatı sözleşmenin yapılmasından 9 ay sonra tarihinde gerçekleşmiş olup, bu tarihteki teminat tutarının ise TL olduğunu, davacılar murisinin azalan kapitalli hayat sigortası yapmak suretiyle daha az prim ödeme yolunu seçtiğini,, bu nedenlerle bilirkişi raporuna itirazlarının kabulü ile itirazları doğrultusunda yeniden ve 3 kişilik ehil bilirkişiler nezdinde bilirkişi incelemesi yapılmak üzere dosyanın bilirkişi heyetine tevdii ile denetime uygun rapor aldırılmasına , açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. GEREKÇE Dava, davacıların murisinin davalı bankadan kullandığı kredi esnasında davalı bankanın sigorta sözleşmesini kredi sözleşmesine uygun olarak düzenlemediği iddiasına dayalı ödenen kredi tazminatının istirdadı ve kalan kredi borcu nedeni ile davacıların borçlu olmadığının tespitine ilişkindir. Tarafların göstermiş oldukları deliller ilgili yerlerden celp edilmiş, kredi sözleşmesi ve sigorta poliçesi dosya içerisine alınmıştır. Tarafların iddialarının değerlendirilmesi için talimat Mahkemesi aracılığı ile bilirkişi incelemesi yaptırılmış, Ankara 4. Tüketici Mahkemesi aracılığı ile alınan havale tarihli raporda bankacı bilirkişi özetle; bir kısım davacıların murisi S. A. ile Dışbank Diyarbakır Şubesi arasında tarihinde Tüketici Kredisi Sözleşmesi düzenlenmiş, sözleşmeyi kefil olarak mirasçısı ve eşi R. A. ile B. A.’ın imzaladığını, kredi alan S. A.’nın tarihinde vefat ettiği, dosyada mevcut delillerden davaya konu edilen kredi ile poliçe arasında bir irtibat görülemediğini, davaya konu kredi sözleşmesi için yapılan hayat sigortası poliçelerinin ve örneği dosyada mevcut sigorta poliçesinin hangi kredi borcuna teminat amacıyla düzenlendiğine dair bilgilerin celbinin yerinde olacağını, bunun yanında davacı R. A.’nın ödediği tutarı kanıtlar dosyada delil bulunmadığını, hayat sigortası poliçesinden kredi borcuna mahsuben yapılan tahsilat olup olmadığına ilişkin ve murisin ölüm tarihi itibariyle borç tutarını gösterir dosyada delil bulunmadığını, sonuç olarak davaya konu uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözümlenebilmesi için muris S. A.’nın tarihinde kullandığı davaya konu kredi borcuna ilişkin yapılan tüm ödemelerin tarih tutarlarını gösterir kredi hesap ekstresinin, davaya konu kredi borcuna mahsuben murisin hayat sigortasından yapılan tahsilat var ise bu tahsilatın tarih ve tutarına ilişkin kayıtların, murisin davaya konu edilen tarihli kredi sözleşmesi sebebiyle yapılan hayat sigortalarına ilişkin poliçe örneklerinin, davaya dayanak “Poliçe No …. şeklindeki poliçenin hangi kredi sözleşmesine teminat amacıyla yapıldığı hususunda bilgilerin dosyaya celbi gerektiğini belirtmiştir. Bilirkişi raporunda belirtilen eksiklikler giderilerek davacının herhangi bir alacağı olup olmadığının tespiti için bilirkişiden ek rapor alınmasına karar verilmiş, bilirkişi vermiş olduğu havale tarihli ek raporunda özetle; kredi borçlusu davacıların murisi tarafından imzalanan forma göre vefat teminat tutarı TL olduğu, bu tutar vefat tarihindeki bakiye borç fazla olduğu, bu sebeple davacılardan herhangi bir tutar talep edilemeyeceği, davacılar tarafından TL borcunun olmadığına karar verilmesi talep edilmekle birlikte vefat tarihindeki borcun olduğu, asıl borçlunun vefatından sonra davacı R. A.’nın dosya kapsamından tespit edilen ödemelerinin olduğu, davaya konu kredi sebebiyle borçlu olunmadığı şeklindeki talep ile kredi borçlusunun vefatından davacı R. A. tarafından ödenen ödeme tarihlerinden itibaren ticari temerrüt faizi ile iadesi isteminin yerinde olduğunu belirttiği anlaşılmıştır. Davalı vekilinin bilirkişi raporuna itiraz etmesi ve üçlü heyetten rapor alınmasını talep etmesi nedeni ile İstanbul Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesi aracılığı ile bankacı, sigortacı ve uzman hukukçudan oluşturulacak bilirkişi kurulundan rapor alınmasına karar verilmiş, bilirkişiler vermiş oldukları havale tarihli raporlarında özetle; davacıların murisi S. A. ile davalı banka arasında tarihinde “Tüketici Kredi Sözleşmesi” imzalandığı, davacılardan R. A. ve B. A.’ın sözleşmeye kefil oldukları, Tüketici kredisinin TL, faiz tutarının olmak üzere toplam borç miktarının TL olarak belirlendiği, “geri ödeme planı” çerçevesinde borcun tarihinde son bulacağı, taksit sayısının 144 olarak belirtildiği, poliçenin teminatını oluşturması yönünde sözleşmenin 7. Maddesinde “hayat poliçesi düzenletilmesi” konusunda zorunluluk getirildiği, bu kapsamda, F. Emeklilik ve Hayat tarafından AKM12008000322 numaralı “YTL aylık azalan kapitalli MH Poliçesi” düzenlendiği, davalı bankanın aynı zamanda sigorta şirketinin acentesi sıfatıyla da poliçe düzenlenmesine aracılık ettiği, poliçenin düzenlenme tarihinin tarihi olduğu, bu tarihin rizikonun gerçekleştiği tarihinden sonra olduğu, poliçenin geçmişe yürürlü olarak düzenletildiği, riziko gerçekleştikten sonra düzenletildiği, tazminat ödemesinin de yapılmış olduğu dikkate alındığında, davalı bankanın poliçe başvuru formunu müşterisi/sigortalıdan aldıktan sonra poliçe düzenletmediği, rizikonun gerçekleşmesinden sonra poliçe düzenlettiği, sigorta şirketinin exgarcia hatır ödemesi yaptığı, dava konusu ihtilafın poliçe düzenletmemeden kaynaklanmadığı, düzenlenen poliçenin azalan kapitalli olarak düzenlenmesine rağmen, aylara göre verilen teminatların, kredi geri ödeme tablosu ile uyumlu olmaksızın kararlaştırılması nedeniyle kredi borcuna teminat oluşturmaması ve kredi süresi ile uygunluk göstermeyen 1 yıl süreli olarak düzenlenmesi nedeniyle, davacıların ölüm tarihinden sonraki kredi borcunu ödeme riski ile karşılaşmaları, dolayısıyla zarara uğramalarının söz konusu olduğunu, tarihinde yürürlüğe giren, Bireysel Kredilerle Bağlantılı Sigortalar Uygulama Esasları Yönetmeliğinin 6/1 maddesi gereğince davalı bankanın bilgilendirme yükümlülüğü olduğunu, bilgilendirme kapsamına, Bilgilendirme; sigortanın türü, süresi, yenilemeleri ve yenileme dönemlerinde primin tahsil edilme yöntemi, prim tutarı, primin nasıl tahsil edileceği, sigortanın teminatının kapsamı varsa muafiyet, tazminat limiti ve benzeri konuların girdiğini, yetersiz poliçe limiti dolayısıyla bankanın sigortalı müşterisine bilgilendirme yaptığını ispat etmesi gerektiğini, kredi sözleşmesinin 7. Maddesi gereğince düzenletilecek hayat poliçesinin teminat limiti ve koşullarını belirleme yönünde davalı bankanın tek yetkili olduğunu, poliçenin vadesi ve süresi ile ilgili kıstasların yönetmeliğin 9/1. Md. göre belirleneceğini, poliçe teminat limiti ve süresi konusundaki hatalı düzenlemeden kaynaklanan ihtilafın mahiyeti dikkate alındığında, davalı bankanın akde aykırı davrandığını, poliçe limitlerini kredi ödeme tablosundaki süre ve kredi borcu ile uygunluk olacak şekilde bildirmediğini, bu sebeple davacıların zararından sorumluluğu bulunduğunu, Bireysel Kredilerle Bağlantılı Sigortalar Uygulama Esasları Yönetmeliğinin 6/2. Maddesi gereğince poliçenin yenileme yükümlülüğü sigortalı/kredi borçlusuna ait olup, bizzat banka tarafından sunulan poliçe başvuru formu kapsamına göre, kredi borçlusu imzası ile yenileme talebini yapmış ve prim ödenmesine ilişkin kredi kartı kayıtlarını vermek suretiyle, sigortalı/müşteri yükümlülüğünü yerine getirmiş olmakla, poliçe limitinin yetersiz düzenletilmesinde ve zararın oluşmasında müterafik kusurunun bulunmadığını, muris kredi borçlusu S. A.’nın, davalı bankanın kredi geri ödeme tablosuna göre ölüm tarihi olan tarihi itibarıyla, TL bakiye kredi borcu bulunduğu, poliçe teminatının TL olması sebebiyle, TL davacılar zararının oluştuğunu, davalı bankanın tarihli yazısında belirttiği TL bakiye kredi borcu bulunduğuna ilişkin bildiriminin dayanağının dosya kapsamında banka tarafından ispat edilmediğini, davacı R. A.’nın kredi borçlusu eşi S. A.’nın tarihinden dava tarihine kadar yaptığı ödeme tutarının TL olduğu, yeterli teminatlı poliçe düzenletmiş olunsa idi, bu miktarın sigorta şirketi tarafından ödenecek poliçe tazminatı kapsamında yeralacağını, dava konusu ihtilafın, sigortacı- sigortalı arasındaki bir ihtilaf olmadığı, dava dışı sigorta şirketinin düzenlenen poliçeye uygun olarak poliçe teminatını ödediği kanaatine vardıklarını belirttikleri anlaşılmıştır. Yapılan yargılama sonucunda davacının iddiası, davalının yanıtları, bilirkişi raporu, ibraz edilen deliller ve dosyada bulunan diğer tüm belge ve delillerin objektif ve kül halinde değerlendirilmesinde; Davacılar vekili dava dilekçesinde; davalı bankaca sözleşme uyarınca kredi sözleşmesine göre düzenlenen poliçenin hatalı olduğu bu sebeple vefat gerçekleşmesine rağmen kredi borcunun poliçeye dayalı olarak karşılanmadığı gerekçesiyle, davacı R. A. tarafından ödenen toplam TL’nin vade tarihinden itibaren işleyecek ticari reeskont faiziyle birlikte davalı bankadan alınması, kefillerin ve mirasçıların kredi sözleşmesi uyarınca davalıya TL borcunun olmadığına karar verilmesi talep etmiş, davalı davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Dava dosyasında, davacıların murisinin davalı bankadan TL bedelli Tüketici kredisi kullandığı, kredi dönüşünün TL olarak belirlendiği taksit süresinin 144 ay olduğu, kredi borçlusu adına F. Emeklilik ve Hayat tarafından AKM12008000322 numaralı “YTL aylık azalan kapitalli MH Poliçesi” düzenlendiği, poliçe ekinde yer alan aylara göre azalan kredi borcu miktarının TL olduğu, rizikonun gerçekleşmesi üzerine sigorta şirketi tarafından TL poliçe limitinin ödendiği hususları taraflar arasında anlaşmazlık konusu değildir. Taraflar arasındaki anlaşmazlık sigorta şirketine davalı banka tarafından düzenletilen poliçe ile ilgili teminat limiti konusunda hatalı bilgi verildiği, 144 ay olarak kararlaştırılan geri ödeme süresi göz ardı edilerek tüm borcun 1 yıllık sürede geri ödeneceği varsayımıyla azalan bakiyelerin belirlendiği, dolayısı ile poliçe teminatı hususundadır. Bilirkişi raporunda da belirtildiği gibi Muris S. A. tarafından davalı bankadan kullanılan Tüketici Kredisi sözleşmesi ve eki geri ödeme planları ile bankanın ödemeler listesi ve diğer belgeler incelendiğinde muris S. A.’nın imzası olan tarihsiz “kredi sigortası başvuru formunda”, vefat teminat tutarı olarak TL kayıtlanmıştır. Teklife Diyarbakır şubesi imza koymuş, sigorta süresi olarak 1 yıl kararlaştırılmıştır. Teklif tarihi bulunmamakta olup, kredinin başlangıç tarihi olarak tarihi yer almaktadır. başlangıç tarihli kredi ile ilgili bir sözleşme dosyada bulunmamaktadır. Bu teklifle ilgili olarak düzenlenen ve müşteri imzası taşıyan poliçe de dosyada bulunmamaktadır. Ayrıca poliçenin ne tür olarak düzenleneceği konusunda da ayrıntı başvuru formunda yer almamaktadır. teklif tarihli herhangi bir poliçe numarası yer almayan aylık azalanlı kredili hayat sigortası başlıklı bir poliçe davalı banka tarafından tarihli yazı ekinde sunulmuş ise de, dava dışı F. Emeklilik ve Hayat tarafından tarih 11-2281-2010 referans sayılı Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliği’ne hitaben gönderilen yazı ekinde sunulan poliçe ile bu poliçenin uygunluk göstermediği görülmüş, dava konusu ihtilaf açısından, davacı delili olarak gönderilen poliçe ve sigorta şirketinin gönderdiği poliçe birbiri ile uygunluk oluşturması açısından dikkate alınması gerekmiş olup, bilirkişi tarafından değerlendirmeye alınan AKM12008000322 numaralı “YTL aylık azalan kapitalli MH Poliçesi” esasen rizikonun gerçekleştiği, tarihinden sonra tarihinde tanzim edilmiş olup, sigorta şirketi bu poliçeyi dikkate alarak TL tazminat ödemekle exgarcia hatır ödemesi ödeme yapmıştır. Davalı bankanın sunduğu murisin imzasını taşıyan teklif formuna süresi içinde poliçe düzenletilmemiş ancak riziko gerçekleştikten sonra geçmişe yürürlü olarak tarihinde poliçe düzenletilmiştir. Davalı bankanın başvuru formuna imza koyarak başvuruyu almış olmasına rağmen, poliçeyi vadesi içinde düzenlememiştir. Davalı banka tarafından tarihli yazısı ekinde sunulan kredi hesap ekstresinin incelenmesinde; tarihinde kredi bakiyesi TL olarak belirtilmiş olup, ölümün gerçekleştiği 9/2009 tarihinde TL olarak kredi bakiyesi görünmektedir. AKM 12008000322 numaralı “YTL aylık azalan kapitalli MH Poliçesi” nin düzenlendiği, tarihinde banka borcu TL olup, geçmişe yürürlü olarak düzenlenen poliçenin vade başlangıç tarihi olan tarihinde TL kredi borcu bulunmaktadır. Poliçe, TL olarak Ocak/2009 tarihinden başlamak üzere azalan bakiye esası ile düzenlenmiş olup, ekindeki teminat tablosu sunulmuştur. Müşteri ile banka arasındaki geri ödeme tablosuna göre, davacıların murisinin ölümü tarihi olan tarihinde bakiye kredi borcu TL olmasına rağmen, poliçede azalan kapitalli miktar TL’dir. Bu haliyle poliçe azalan teminat limitleri gerçeğe uygun olarak belirlenmemiş olup; TL= TL eksik kararlaştırılmıştır. Kredi Borçlusu S. A.’nm ölümü tarihi olan tarihi ile davanın açıldığı tarihi itibarıyla yapılan ödemeler 49. Taksit ile 66. Taksit arasında yer almaktadır. Buna göre ödemeler toplamının davacı R. A. tarafından muris eşinin ölümü sonrasında dava tarihine kadar istirdadı istenen TL taksit ödemesinde bulunulmuştur. Davacıların murisleri tüketici kredisi borçlusu S. A.’nm ölümü tarihinde, hayat poliçesinde teminata alınan riziko gerçekleşmiş olacağından, azalan kapital esasına göre, 9/2009 vadeli teminat limitinin TL olması kaydıyla kredi borcunun tamamı poliçe kapsamından karşılanabilecektir. Ancak, mevcut fiili duruma aykırı olarak poliçede teminat tablosu düzenlenmiş olmakla, davacılar nezdinde TL zarar meydana gelmiştir. Tüketici Kredisi sözleşmesinin “sigorta ile ilgili hükümler” başlığını taşıyan 7. Maddesi “Müşteri, işbu sözleşme hükümlerine göre Banka’ca gerekli görüldüğü ve daha önceden aynı koşullarda başka bir hayat sigortası olmadığı takdirde, açılacak kredi sebebiyle BANKANIN BİLDİRECEĞİ TUTAR VE RİSKLER İÇİN hayat sigortası yaptırmayı ve bunu Banka’ya belgelemeyi, kredi ilişkisi devam ettiği sürece sigortayı aynı koşullarda yenilemeyi, yenilemediği takdirde bankanın re’sen yenilemeye hakkı ve yetkisi bulunduğunu ve sigortalar ile ilgili tüm prim ve masraflarla gider vergilerini ayrıca ödeyeceğini ve poliçede Banka’nın dain-i mürtehin olacağını, kabul beyan ve taahhüt eder” şeklindedir. Madde düzenlemesinde ihtilafa konu olay açısından önem taşıyan bölüm “BANKANIN BİLDİRECEĞİ TUTAR VE RİSKLER İÇİN” ibaresidir. Hayat poliçeleri ihtiyari poliçeler olup, banka tarafından verilen kredinin teminatını oluşturmak amacıyla düzenlenmesi kredi sözleşmelerinde bu yolda konulan hükmün gereğidir. Bu sebeple, yapılacak poliçenin asgari olarak kredi borcu miktarını karşılayacak limitle düzenlenmesi esastır. Hayat poliçeleri 2 tür düzenlenmektedir. Bir kısmı sabit limitle kredi borcunu da kapsayacak miktarda ancak kredi borcunun taksitlerinin ödenmesinden bağımsız olarak, azalmayan sabit miktarlı hayat poliçeleri olarak düzenlenmekte, banka poliçe üzerinde rehin alacaklısı olarak yer almakta, riziko gerçekleştiğinde bankanın kredi borcu tahsil edilerek üstünde ödenecek bakiye kalması halinde sigortalının mirasçılarına ödenecek şekilde olmaktadır. Dava konusu poliçede olduğu gibi bazı poliçelerde ise, tamamen kredi borcuna endeksli bir poliçe limiti kararlaştırılmakta, bu poliçelerde ekinde bulunan teminat tablosuna göre, azalan kapitalli olarak teminat limiti belirlenmektedir. Kredi borçlusunun vefat ettiği tarihteki poliçe teminat limiti, bankanın geri ödeme tablosunda müşterisinin borcunu gösteren miktar ile örtüşmekte olup, vefat tazminatının ödenmesi ile borç sona ermektedir. Bu poliçelerde artan bir limit olmadığından mirasçılara ödenecek bir bakiyede bulunmamaktadır. Dava konusu poliçe tür olarak, “YTL aylık azalan kapitalli MH Poliçesi” olarak düzenletilmiştir. Hayat poliçeleri ihtiyari nitelikte poliçeler olmasına rağmen, kredi kuruluşu olan bankalar tarafından hayat poliçesi yaptırma zorunluluğu, kredi tahsisi için şart koşulmakta, bu husus sözleşme maddesi olarak özel düzenlenmektedir. Poliçedeki limitlerin belirlenmesi konusundaki yetki kredi sözleşmesinde açıkça “BANKA” ya verilmiştir. Sözleşmenin 7. Maddesinde yer alan “….açılacak kredi sebebiyle BANKANIN BİLDİRECEĞİ TUTAR VE RİSKLER İÇİN hayat sigortası yaptırmayı ve bunu Banka’ya belgelemeyi, kredi ilişkisi devam ettiği sürece sigortayı aynı koşullarda yenilemeyi, yenilemediği takdirde bankanın re’sen yenilemeye hakkı ve yetkisi bulunduğunu…” şeklindeki taahhüt ihtiyari nitelikteki hayat poliçelerini kredi açısından zorunlu hale getirmektedir. Dava konusu ihtilaf poliçedeki teminatların miktarı ile ilgilidir. Bankanın düzenlenecek poliçedeki miktarları ve şartları belirleme konusunda tek yetkili olduğu sözleşme maddesi ile ortaya konulmuş olması karşısında, dava konusu poliçedeki vefat tarihindeki teminatın, kredi borcunu karşılamamasının sorumluluğu da davalı bankanın olacaktır. Davalı banka, hem kredi veren hem de poliçe düzenlenmesine aracılık eden acente durumundadır. Bu sebeple kendi menfaatini ilgilen poliçenin düzenlenmesinde azami özeni göstermekle yükümlüdür. Poliçenin düzenlendiği ve devam ettiği süreçte, teminat limitlerini, kontrol etme imkânına sahiptir. Ayrıca davalı banka tarafından, sunulan sigorta başvuru formu ile sigorta yaptırılması konusunda müşteri S. A.’nın başvurusu bulunduğu anlaşılmaktadır. Başvuru formunda prim ödenmesi ile ilgili kredi kartı numarası da verilmiştir. Düzenlenecek poliçenin teminat limiti ve şartlarının banka tarafından belirleneceği yolundaki kredi sözleşmesinin 7. Maddesi hükmü karşısında, artık poliçedeki teminatların belirlenmesi yükümlülüğü bankaya geçmiştir. Davalı banka hayat sigortası teminat limitlerini kontrol etme yükümlülüğü olmasına rağmen krediye uygun teminat limitli poliçe düzenletmediğinden, dosyaya ibraz edilen poliçenin riziko gerçekleştiği andaki kredi borcunu karşılamaması nedeni ile davalı bankanın bakiye kredi borcundan sorumlu olduğu kanaatine varılmıştır. Davacıların murisi tarafından kullanılan kredi nedeni ile düzenlenen hayat sigortasının kullanılan krediye uygun olarak düzenlenmemesinden davalının sorumlu olduğu kanaatine varıldıktan sonra davacıların taleplerinin değerlendirilmesi gerekir. Davacılar vekili dava dilekçesinde dava tarihine kadar murisin eşi R. A. tarafından ödenen toplam TL’nin vade tarihinden itibaren işleyecek ticari reeskont faiziyle birlikte davalı bankadan tahsiline, kefillerin ve mirasçıların kredi sözleşmesi uyarınca davalıya TL borcunun olmadığına karar verilmesi talep etmiş, yargılama esnasında söz konusu kredi borcu ödenmiş ve davacılar ödenen bedelin ödeme tarihinden itibaren faizi ile birlikte tahsilini talep etmiştir. Söz konusu kredi borcu nedeni ile davalı bankaya yapılan ödeme miktarının bildirilmesi için davalı banka şubesine müzekkere yazılmış, verilen yanıtta davacıların murisinin vefat tarihi olan tarihinden dava tarihine kadar TL ödendiği, dava tarihinden tarihine kadar TL ve tarihinden kapama tarihine kadar TL olmak üzere vefat tarihi olan tarihinden kredi borcunun kapandığı tarih olan tarihine kadar toplam TL ödeme yapıldığı anlaşılmış olup, söz konusu kredi borcu ile ilgili düzenlenen hayat sigortasının kredi borcunu karşılar nitelikte düzenlenmesinden davalı sorumlu olduğundan, davacıların ödemek zorunda kaldıkları toplam TL. den davalı bankanın sorumlu olduğu kanaatine varılmış ve söz konusu bedelden dava tarihine kadar ödenen TL miktarın dava tarihinden itibaren, bakiye miktarın ise her bir ödemenin ödeme tarihinden itibaren faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, davacılara verilmesine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M Gerekçesi yukarıda yazılı olduğu üzere; 1-Davanın KABULÜ ile a- TL. nin dava tarihinden itibaren uygulanacak yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, davacıya verilmesine, b-Davacılar tarafından yargılama devam ederken söz konusu kredi nedeni ile davalı bankaya ödenen toplam TL. nin her bir ödemenin davalı bankaya ödendiği tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, davacılara verilmesine, 2-Harçlar Yasası uyarınca alınması gerekli TL harçtan peşin davalıdan tahsiline, hazineye gelir kaydına, 3-Davacı duruşmalarda kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden, hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre TL vekâlet ücretinin davalıdan tahsiline, davacıya verilmesine, 4-Davacı tarafından yapılan yargılama gideri olan 200,00 TL bilirkişi ücreti, 40,00 TL tebligat gideri ve 66,00 TL posta gideri olmak üzere toplam 306,00 TL nin davalıdan tahsiline, davacılara verilmesine, 5- Davalı tarafından yapılan yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına, 6- Davacı tarafından yatırılan gider avansından artan kısmın istek halinde yatırana iadesine, Davacı vekili ile davalı vekilinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren 6100 sayılı HMK. Nın geçici 3. maddesi gereğince uygulanması gereken HUMK. nun 432. maddesi gereğince 15 gün içerisinde tarafların Mahkememize verecekleri bir dilekçe ile veya başka Mahkeme aracılığı ile Mahkememize gönderecekleri bir dilekçe ile temyiz için Yargıtay’a başvurma hakları hatırlatılarak verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 15/05/2014 YARGITAY 13. HUKUK DAİRESİ ESAS NO 2014/33348 KARAR NO 2015/27170 KARAR TARİHİ. Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün davalı avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde temyiz eden davalı TEB vekili avukat Veysi Alphan geldi. Davacı taraftan gelen olmadığından onların yokluğunda duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. KARAR Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre yerinde olmayan bütün temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda dökümü yazılan 8,807,09 TL kalan harcın davalıdan alınmasına, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, gününde oybirliğiyle karar verildi. KAYNAK

azalan teminatlı hayat sigortası yargıtay